<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fethiye güneşi</title>
	<atom:link href="http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.altancelik.com/blog</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jan 2009 18:31:27 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dört Ana Unsuru Daha İyi Tanıyın</title>
		<link>http://www.altancelik.com/blog/?p=105</link>
		<comments>http://www.altancelik.com/blog/?p=105#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 11:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[anasır-ı erbaa]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[nargile]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.altancelik.com/blog/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[Anasır—ı Erbaa ’’dört öğe’’, ’’dört element’’ demek. Biz ona ’’Dört Güzeller’’ dedik. Hani hepimizin bildiği toprak, su hava ve ateş&#8230; (Terra, aqau, aer, ignis)&#8230; Yerkürenin galaksideki oluşumunu sağlayan dört unsur bunlar. Kimyada bir bütün veya bir yalını oluşturan şeylerden her biri. Bilim ilerledikçe dört elementin sayısı her gün birkaç tane daha artıyor ve periyodik cetvelin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="kitap" src="http://static.ideefixe.com/images/297/297055_2.jpg" alt="" width="270" height="390" />Anasır—ı Erbaa ’’dört öğe’’, ’’dört element’’ demek. Biz ona ’’Dört Güzeller’’ dedik. Hani hepimizin bildiği toprak, su hava ve ateş&#8230; (Terra, aqau, aer, ignis)&#8230; Yerkürenin galaksideki oluşumunu sağlayan dört unsur bunlar. Kimyada bir bütün veya bir yalını oluşturan şeylerden her biri. Bilim ilerledikçe dört elementin sayısı her gün birkaç tane daha artıyor ve periyodik cetvelin listesi gittikçe uzuyor. Şimdilik bu sayı 121 olarak biliniyor. Ve biz artık elmasın bir tek elementten oluştuğunu, sofra tuzunun iki, şekerin üç element bileşimi olduğunu, cep telefonunun kırk element içerdiğini, insanın otuz elementten yaratıldığını acı gerçekler olarak biliyoruz. Dört element ise insanların hayatı yaşarken bir an olsun farkına varmadıkları bir detay gibi duruyor artık. Yine de, ne zaman bir kum tanesinde dünyayı görsek, ne zaman bir nisan yağmurunda ıslansak, ne zaman güzel bir müzik veya hoş bir koku duysak, ne vakit bir ocağın çıtırtısında hayallere dalsak, değil dünyayı, cenneti görmüş gibi oluyoruz. Bize o duyguyu veren işte o önemsemediğimiz dört öğedir. Gözünüz ister gökyüzüne ve yıldızlara, ister okyanusa veya yağmura, ister bir yangına veya ışığa, isterse bir ağaca veya mezara bakıyor olsun&#8230; Anasır her yerde bizi kuşatıyor, sarıp sarmalıyor. Şefkatli bir anne gibi&#8230; Bu kitabın içinde ’’Dört Güzeller’’in kültür ve medeniyet boyutuyla tanışacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="font-family: comic sans ms,sans-serif;">NoT : Nargileyi Adabı ile içtiğini düşünenlere, Dört Güzeller kitabından bir şiir&#8230; Daha fazlası kitapta&#8230; içtiğimiz suyu; soluduğumuz havayı; üzerine bastığımız, çiğneyip geçtiğimiz toprağı; bizi ısıtan ateşi daha iyi anlamak için kesinlikle okumanız gereken bir kitap&#8230;</span></em></p>
<p style="text-align: justify;">üstadı suyu fokurdatırken<br />
Hayy! Hayy!<br />
her verişte dumanı<br />
Huu! Huu! vezninde üfler</p>
<p>ziyadesi israf<br />
hem de ziyandır<br />
tavşan kanı iki yudumluk<br />
ehdillerle irfan avlarsın bir nefeslik<br />
söze keyif verir<br />
akla ziyan<br />
bitlis tütünü dolma<br />
tömbekilerde gül yaprağı sarma<br />
billur suda naneside olacak amma</p>
<p>gövdesi şişe<br />
kömürü meşe<br />
mekanı köşe<br />
ortamı neşe<br />
tutmacı maşa</p>
<p>görmemişlere de olur belki</p>
<p>sıhhat ile şifa</p>
<p>Nargileyi yine çar unsuru tevhid edelim<br />
İsm-i Hayy&#8217;la çekelim Hu diyerek üfleyelim</p>
<p style="text-align: justify;">Meçhul Tiryaki</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2&amp;p=105</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yılmaz Özdil &#8211; 2009 Falı</title>
		<link>http://www.altancelik.com/blog/?p=98</link>
		<comments>http://www.altancelik.com/blog/?p=98#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Dec 2008 01:21:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.altancelik.com/blog/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[2009 falı&#8230;

Takunya burcu:
 Sosyal demokrat kovalarla anlaşamaz. Dönek burcu insanını sever. Yakın çevresinin koyun burcundan olmasına özen gösterir. Yükselen burçtur. Uçar yani&#8230; &#8220;Astrolog uçmaz, mürit uçurur&#8221; lafı, bunlardan çıkmıştır. Uğurlu günü cuma, uğurlu sayısı çalınan sandık sayısı&#8230; 2008&#8242;de Jüpiter&#8217;in etkisi altına girdiler, 2009&#8242;da Uranüs&#8217;ün teğet geçmesi için dua edecekler. Aşk hayatları, Noel Baba&#8217;nın yılbaşında getireceği IMF [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="color: #ac0000;"><span class="haberdevambaslik">2009 falı&#8230;</span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="color: #ac0000;"></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Takunya burcu:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Sosyal demokrat kovalarla anlaşamaz. Dönek burcu insanını sever. Yakın çevresinin koyun burcundan olmasına özen gösterir. Yükselen burçtur. Uçar yani&#8230; &#8220;Astrolog uçmaz, mürit uçurur&#8221; lafı, bunlardan çıkmıştır. Uğurlu günü cuma, uğurlu sayısı çalınan sandık sayısı&#8230; 2008&#8242;de Jüpiter&#8217;in etkisi altına girdiler, 2009&#8242;da Uranüs&#8217;ün teğet geçmesi için dua edecekler. Aşk hayatları, Noel Baba&#8217;nın yılbaşında getireceği IMF viagrasına bağlı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>*</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Liboş burcu:</p>
<p style="text-align: justify;">Burç tutmazlar. Bi bakarsın laik burcundan, bi bakarsın takunya burcundan&#8230; İşlerine hangi burç geliyorsa, o burçtan olurlar. Postal burcunu bile yalamışlıkları vardır. 2009 gelmiş, 2229 gelmiş, onlar için fark etmez; daima pozitif bir yapıya sahiptirler. Suratlarına tükür&#8230; Yarabbi şükür, bahar yağmurları başladı, diye sevinirler. Yeni yılda hangi burcun maskesini takacakları, Brüksel rasathanesinden gelecek verilere bağlı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-98"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Entel burcu:</p>
<p style="text-align: justify;"> &#8221;Herkes malı götürdü, kimi Nobel kaptı, kimi gemi aldı, ben babayı aldım&#8221; duygusu içerisindesiniz. Burcunuz bi türlü yükselemiyor birader&#8230; Üstelik, herkes sizin denyo burcundan olduğunuzu düşünüyor. Dolayısıyla, kendinizi kusurlu, kabahatli, süt dökmüş kedi gibi hissediyorsunuz. 2009&#8242;da bu duygusal travmadan kurtulacaksınız. Ondan özür dileyeceksiniz, bundan özür dileyeceksiniz, burcunuz yükselmese bile, kıçınız göğe erecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalantor burcu:</p>
<p style="text-align: justify;">Düzen değişse bile, düzülenin aynı kalmasına dikkat ederler. Köprüden geçene kadar ayı burcuna, dayı burcu demeyi severler. 2009&#8242;un yükselecek burcuna 4-5 sene önceden yatırım yapmışlardır mutlaka, kırpıp kıpıp, &#8220;Bak bu çok yükselecek&#8221; diye borsada salağın birine kakalarlar. Aynı zamanda, toplumsal sorumluluk hissederler, toplumu uyarırlar. Bi tanesi yılbaşı için reklam yaptı mesela: &#8220;Kriz kışınıza kaçmasın!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>*</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gariban burcu:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Nereye çekersen oraya giden, uyumlu bir mizaca sahiptir. Bu yaradılışı nedeniyle &#8220;iki koyun güdemeyen siyasetçiyi&#8221; sevmez. Donunu al, kömür ver, alkışlar. Hayatı boyunca Mars&#8217;ın etkisi altındadır&#8230; Habire 2 Mars 1 ters olmasına rağmen, &#8220;bu defa kesin şeş attığını&#8221; düşünür. E haliyle, her sene olduğu gibi, önümüzdeki sene de başına gelecekler var.</p>
<p style="text-align: justify;"> <!-- docid= 10656175--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2&amp;p=98</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarı Lira Gibi Ömrümüz</title>
		<link>http://www.altancelik.com/blog/?p=95</link>
		<comments>http://www.altancelik.com/blog/?p=95#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 11:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.altancelik.com/blog/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,
Bırakın Paris&#8217;te ılık rüzgarlarla
Taratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler,
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,
Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,
Hababam erteledik,
20 li yaşlardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,<br />
Bırakın Paris&#8217;te ılık rüzgarlarla<br />
Taratmayı saçlarımızı,<br />
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,<br />
Gözümüz saatte söyleştik hep,<br />
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.<br />
Hep yetişilecek bir yerler vardı,<br />
Aranacak adamlar, yapılacak işler,<br />
Bir sonraki günün telaşı,<br />
Bir öncekinin terine bulaştı,<br />
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,<br />
Kör karanlıkta çalar saat sesi,<br />
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,<br />
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,<br />
Hababam erteledik,<br />
20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.<br />
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere<br />
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,<br />
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,<br />
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize,<br />
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek<br />
İmkanına kavuştuğunuzda,<br />
Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda<br />
Özenle yarına sakladığınız<br />
Bir sarı lira gibi ömrünüz,<br />
Vakti gelip te sandıktan çıkarttığınızda,<br />
Birde bakıyorsunuz ki<br />
Tedavülden kalkmış, , , ,</p>
<p>Erel BLEDA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2&amp;p=95</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1957 Fethiye Depremi</title>
		<link>http://www.altancelik.com/blog/?p=39</link>
		<comments>http://www.altancelik.com/blog/?p=39#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 16:45:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fethiye]]></category>
		<category><![CDATA[1957]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.altancelik.com/blog/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[1957 Fethiye Depremi &#8211; Servet YANATMA
Tarih Vakfı internet sitesinden alınan bu makale Toplumsal Tarih Dergisi Üniversite Öğrencileri Tarih Yarışması&#8217;ndan ikincilik ödülü almıştır. 
Giriş : Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında geçiş sahası görüntüsündeki Muğla&#8217;nın en önemli yerleşim merkezlerinden biri Fethiye&#8217;dir. İlçenin, merkeze bağlı 21, Eşen bucağına bağlı 15, Kemer bucağına bağlı 25, Üzümlü bucağına bağlı 8 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>1957 Fethiye Depremi &#8211; Servet YANATMA</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Tarih Vakfı internet sitesinden alınan bu makale Toplumsal Tarih Dergisi Üniversite Öğrencileri Tarih Yarışması&#8217;ndan ikincilik ödülü almıştır. </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Giriş :</strong> Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında geçiş sahası görüntüsündeki Muğla&#8217;nın en önemli yerleşim merkezlerinden biri Fethiye&#8217;dir. İlçenin, merkeze bağlı 21, Eşen bucağına bağlı 15, Kemer bucağına bağlı 25, Üzümlü bucağına bağlı 8 ve Seki bucağına bağlı 10 köy olmak üzere, toplam 79 köyü vardır.1 1955 nüfus sayımına göre, Fethiye ilçe merkezinde 5.665, köy ve bucak merkezlerinde ise toplam 53.997 kişi yaşamaktaydı.</p>
<p><span id="more-39"></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Hem bölgenin tektonik yapısını daha iyi anlamak, hem de sismik tehlikeyi değerlendirmek için, bölgede gerçekleşmiş depremlerle ilgili bilgimizi zaman olarak olabildiğince geriye götürmek önemlidir.(3) Bu yüzden, Fethiye ilçesinin konumuyla ilgili zemin ve tektonik bilgilerini aktarmak yararlı olacaktır. Fethiye&#8217;de zeminin genç alüvyonlardan oluşması ve yeraltı suyunun da yüksekte bulunması, depremlerde şiddeti arttırıcı bir rol oynamaktadır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Seki bucağı havzası hariç, Fethiye&#8217;nin diğer bütün kesimleri dağların eteklerinden gelen toprağın kaymasından meydana gelmiştir. Eşençayı vadisi ile deniz kenarına kadar olan düz saha alüvyonludur. Bu bölgede çakıl, kum ve siltten oluşan ve geniş bir sahayı kapsayan gevşek bir zemin vardır.(4)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fethiye, Türkiye&#8217;nin birinci derecede tehlikeli deprem kuşağı içindeyer alır.(5) Kasaba batıda Kerme körfezinden Kocaçayı vadisine kadar giden ve Akdeniz kıyısına paralel olarak uzanan bir tektonik çukurluk sisteminin içindedir. Bu çukurlukta sık sık yerel depremler oluşmaktadır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fethiye ayrıca, İstanköy, Meis ve Rodos adaları deprem merkezlerinin etki alanı içindedir. Geçmişte de Fethiye&#8217;de önemli depremler meydana gelmiştir. Bunların en önemlileri; 528&#8242;de Antalya ile Fethiye arasındaki kıyı sarsıntıları, 3 Nisan 1851&#8242;de Fethiye ile Rodos Adası arasındaki denizaltı çukurluğundaki sarsıntı, 1856&#8242;da ilçenin tamamen yıkıldığı ve birçok can kaybının meydana geldiği büyük sarsıntı, 2 Ekim 1864 ve Mayıs 1897 sarsıntıları, dolma arazide yer alan 2 ev ve 1 ilkokulun tamamen yıkıldığı 1926, Temmuz 1940 ve 19 Ekim 1951 depremleridir.(6)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fethiye&#8217;de 1950&#8242;li yılların ortalarındaki konut tipleri ise şöyledir: İlçenin merkez ve köylerinde evler ve diğer binalar kireç harçlı taş duvarlar örülerek yapılır, yine kireç harçla sıvanır ve üzeri kiremitle örtülürdü.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Ancak resmi devlet binaları ile maddi durumu müsait olan kimseler betonarme bina yaptırırlardı.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kireç harçla yapılmış taş duvarlar beton kadar dayanıklı olmayıp kısa ömürlü olurdu. Zelzelede yıkılan binaların çoğu tabii taş ve zayıf bir harçla inşa edilmiştir. Birçok binada duvar üstlerinde ve döşeme seviyelerinde yatay hatılları mevcut değildi. Hasarın çoğu duvarların eğilme noksanlığı yüzünden meydana gelmiştir.(7)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>1957 Depremi ve Etkileri </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">24 Nisan 1957 gecesi saat 21.17&#8242;de 6.2 şiddetinde, 25 saniye süren, merkezi Fethiye olan ve Marmaris, Köyceğiz, Rodos, Muğla, Kaş, Bodrum, Milas, Yatağan, Acıpayam, Tefenni, Finike, Aydın, Isparta, Burdur, Ödemiş, Nazilli, Denizli, Symi ve Kos&#8217;ta da yer yer etkili olan bir sarsıntı meydana gelmiştir.(8) Bu sarsıntıdan yaklaşık 7 saat sonra, 25 Nisan sabahı saat 04.26&#8242;da 7.1 şiddetinde ve 60 saniye süren ikinci bir zelzele daha meydana gelmiş ve yine aynı alanlarda etkili olmuştur. (9) Bununla birlikte, artçı sarsıntılar yaklaşık bir hafta boyunca devam etmiştir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yaşanan ilk sarsıntıda, Fethiye halkının büyük bir bölümü teravih namazı için camilerde toplanmış bulunuyordu. Depremle birlikte halk sokaklara dökülmüş, kasabada büyük bir kargaşa ve korku yaşanmaya başlamıştır. Yeni Cami&#8217;nin minaresinin yıkılması sonucu 4 kişi hayatını kaybetmiştir.(10) Bu durumu gören halkın korkusu daha da artmıştır. Ölüm olaylarının duyulması ve tekrar deprem olacak; söylentilerinin hızla yayılması sonucu halk evlerini terk etmiştir. 7.1 şiddetindeki asıl sarsıntı sabaha karşı 04.26&#8242;da yaşanmıştır. İlk sarsıntıdan sonra halkın büyük bir bölümünün evlerini terk etmiş olması, ikinci sarsıntıdaki can kaybının nisbeten az olmasını sağlamıştır. Fakat, yine de, kaza merkezi ve ona bağlı köylerde 27 ve diğer ilçelerde 40 kişi olmak üzere toplam 67 kişi hayatını kaybetmiştir. (11) Evlerine çok yakın geceleyen ya da bina duvarlarının yanında uyuyanlar arasında hayatını kaybedenler olmuştur. Karanlığın yanı sıra, kargaşa ve panikten dolayı halkın yardımlaşmaları da etkisiz kalmıştır. İlçede bir kurtarma ekibi mevcut olmadığından, resmi bir kuruluş ilk etapta yardımda bulunamamıştır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bununla birlikte, kaymakamlık, belediye ve diğer emniyet görevlileri önce kendi ailelerine yardımda bulunmayı tercih etmişlerdir. Günün aydınlanmasıylabirlikte, zelzelenin büyüklüğü daha iyi fark edilmiş ve jandarma kuvvetleri halka yardım etmeleri için görevlendirilmiştir.(12)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremin yörede yarattığı hasarı şu şekilde özetlemek mümkündür: Fethiye&#8217;de rıhtımın 5-6 metrelik kısmı sahilden koparak sulara gömülmüş, bu civardaki asfalt yollar yer yer yarılmış ve kum kümeleri ortaya çıkmıştır. Telefon telleri kopmuş, haberleşme tamamen kesilmiştir. İrtibat ancak iki gün sonra sahra telsizi ile sağlanmıştır. İlçedeki hastane, cezaevi, postane, ortaokul, sağlık okulu ve belediye binası tamamen yıkılmış, Yeni Cami&#8217;nin ve diğer camilerin minareleri kısmen hasar görmüştür.(13) Muğla&#8217;da 2 cami, lise ve kız enstitüsü; Milas&#8217;ta ilkokul, zeytinyağı fabrikası, Hacıilyas ve Belen Camileri; Finike&#8217;de Taşova Camisi&#8217;nin minaresi; Çameli ve Tavas&#8217;ta binaların yüzde 80&#8242;i kısmen zarar görmüş; Gölhisar&#8217;da ise jandarma karakol binaları tamamen yıkılmıştır. Ayrıca, zelzele bölgesinde yaklaşık 1.500 hayvan telef olmuştur.(14)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Devlet Vekâleti tarafından verilen resmi istatistiklere göre, bütün deprem bölgesinde toplam 3.796 ev, 20 okul binası, 3 cami, 23 resmi bina, 124 işyeri tamamen yıkılmış; 586 ev, 34 okul, 5 cami, 1 resmi bina ve 14 işyeri ağır; 669 ev, 46 okul binası da hafif hasar görmüştür.(15)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Gazeteci Şahap Balcıoğlu&#8217;nun, Fethiye&#8217;de gördüklerini anlattığı cümleler de bize depremin ilçede meydana getirdiği hasar hakkında fikir verecek niteliktedir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Ev gördüm Fethiye&#8217;de duvarı yok, damı yok</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Cami gördüm Fethiye&#8217;de minaresi yok, cemaati yok</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fırın gördüm Fethiye&#8217;de işçisi yok, ekmeği yok</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İnsan gördüm Fethiye&#8217;de gözleri var, feri yok</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bir şehir gördüm Akdeniz kıyısında, haritada yeri var, fakat heyhat&#8230;(16)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Depremzedelere İlk Yardım Faaliyetleri</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">24 Nisan günü 21.17&#8242;de yaşanan ilk sarsıntıda, zaiyat fazla olmadığı için yardıma fazla gerek görülmemiştir. Sabaha karşı yaşanan ikinci zelzeleden sonra, depremzedelere ilk yardıma koşan çevredeki jandarma birlikleri olmuştur. Daha sonra Belediye Başkanı Mehmet Alpman belediye işçilerini ve zabıta memurlarını halka yardım etmeleri için görevlendirmiştir. Jandarma birlikleri ve işçiler, duvarların yakınında gecelerken enkaz altında kalan kişileri kurtarmışlardır. İlçede bulunan devlet hastanesi ve belediye tabipliği tamamen yıkıldığı için ilk günler düzenli sağlık hizmeti verilememiştir. Fakat, ilçede bulunan az sayıdaki doktor bireysel olarak sağlık hizmeti vermeye çalışmıştır.(17) Bölgeye ulaşan ilk yardım aracı, Muğla Valiliği&#8217;nden gönderilen ve muhtelif gıda maddeleri taşıyan bir kamyon olmuştur. Yine aynı gün, Denizli ve Aydın Valiliği&#8217;nden erzak taşıyan kamyonlar gönderilmiştir. Çadır ve battaniye gibi barınma eşyaları bölgeye ulaşmadığı için, halk ilk gece güvenli gördüğü bahçelerde kendi olanaklarıyla gecelemiştir. İlçede elektriklerin kesilmesi ve herhangi bir aydınlatıcının olmaması halk arasında deprem korkusunun daha da artmasına neden olmuştur.(18)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bölgeye ilk Kızılay yardımı 26 Nisan Cuma günü ulaşmıştır. Kızılay havayoluyla bölgeye 1.350 çadır, 2.500 battaniye, çeşitli ilaçlar ve 2 sandık taze kan göndermiştir. Fakat, temin edilen çadırlar ihtiyacı karşılamaya yetmediği için, Kızılay&#8217;dan yeni çadırlar istenmiştir. Ayrıca Milli Müdafaa Vekâleti&#8217;nce İzmir&#8217;de tertip olunan ve 17 cemse, 1 pikap, 3 jip, 2 Kanada doçu, 1 su tankı, 4&#8242;ü doktor 6 subay, 12 sıhhiye memuru, 50 er, 5 hemşire, 1 ebe ve 20 müstahdemden oluşan 60 yataklı seyyar askeri hastane ilçeye ulaşarak, depremzedelerin sağlık sorunlarıyla ilgilenmeye başlamıştır.(19)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İlk gece yaşanan karanlığın halktaki korkuyu ve paniği artırdığının farkına varan belediye yöneticileri, enkaz altındaki dükkânlardan 50 civarında gemici feneri temin etmişlerdir. Fenerler ve şişelere doldurulmuş gazyağı dağıtılınca, aydınlanma sorunu geçici olarak çözülmüş ve halk arasındaki korku biraz azalmıştır. (20)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Zelzelenin üçüncü günü olan 27 Nisan Cumartesi günü, Kızılay bölgeye tekrar yardım göndermiştir. Ayrıca, yardım cemiyetlerinin gönderdiği gıda ve diğer yardım maddelerinin sevk işine devam edilmiş, çok sayıda ulaşım aracı durmadan İzmir, Aydın, Denizli ve Muğla&#8217;dan erzak taşımıştır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fakat halk dağınık durumda bulunduğu için, gösterilen özene rağmen yardımlar etkili ve eşit dağıtılamamıştır. Belediye Başkanı Mehmet Alpman, Muğla valisi tarafından kendisine yardım için gönderilen savcı Nuri Devrim&#8217;in önerisiyle, halkı kamplara bölerek toplu hale getirmek istemiştir. Debboy, Muğla Makası, Mustafa Bey, Ali Onbaşı ve Patlangıç adında beş çadır kampı kurularak halk buralara yerleştirilmiştir. Hırsızlık olaylarının önlenmesi için, bütün halk kamplarda barındırılmış ve kamplardan izinsiz ayrılarak evlerine dönmeleri engellenmiştir. Bunun yanı sıra, jandarma kuvvetleri de yıkılan evlerin ve işyerlerinin yer aldığı Çarşı Caddesi&#8217;nde nöbet tutmuştur. (21)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">28 Nisan Pazar günü, bölgeye Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve Dahiliye Vekili Namık Gedik gelerek incelemelerde bulunmuş, halka yatıştırıcı açıklamalar yapmış ve gerekli yardımların süreceğini söylemişlerdir. Bu arada bölgede sayıları artırılan jandarma birlikleri enkaz kaldırma çalışmalarına başlamış, fakat sürekli yağan yağmur çalışmalara engel olmuştur. 29 Nisan Pazartesi günü, İngilizlerin Akdeniz filosuna ait bir gemi, beraberinde 2.000 battaniye, 500 çadır, ilaç ve gıda maddesiyle ilçeye gelmiştir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Gemide bulunan doktorlar depremzedelerin sağlık sorunlarıyla ilgilenmiş ve yerel yönetim yetkililerini bulaşıcı hastalıklara karşı uyarmıştır. Ayrıca, İngiliz filosuna bağlı teknisyenler elektrik motorunu onararak ilçenin yeniden aydınlatılmasını sağlamışlardır. Elektriklerin gelmesi halkı sevindirmiş, moralleri yükseltmiş, karanlık ve deprem korkusuna son vermiştir. Aynı gün Kızılay&#8217;ın kurduğu aşevi de depremzedelere sıcak yemek dağıtmaya başlamıştır. (22)Sonraki günlerde gelen yardımlar ve gıda maddeleri ihtiyaçları karşılamaya yeterli olmuş, ve Fethiye halkı yaşamını çadır kamplarında sürdürmüştür.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fakat, giderek artan bir su sıkıntısı yaşanmıştır. Su sıkıntısı ilk günlerde İzmir&#8217;den arozözlerle su getirilerek çözülmüştür. İlerleyen günlerde ise kasabaya 3 km uzaklıktaki bir kaynaktan, borular döşenmek suretiyle su ihtiyacı karşılanmıştır. 2 Mayıs Salı günü, halk şeker bayramını bayram namazı kılarak sade bir şekilde kutlamıştır.(23)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremden yaklaşık bir ay sonra, belediye yetkilileri pazar yerini onararak hizmete açmış, çevre ilçelerden gelen esnaf halka satış yapmıştır. Ayrıca, belediye yetkilileri pazar yerinden sağladıkları kazançla işçilerinin ücretlerini ödemişlerdir.(24)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Barınma İhtiyacı</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Deprem sonrası yaklaşık 8.000 kişi açıkta kalmıştır.(25) Diğer depremlerde bu gibi durumlarda akla gelen ilk çözüm, resmi binalarla birlikte ayakta kalan diğer binaları geçici olarak kullanmak olmuştur. Fakat, Fethiye depreminde binaların büyük oranda yıkılmış olmasından dolayı buna imkân olmamıştır. Bundan dolayı iskân sorunu aşamalar halinde çözümlenmeye çalışılmıştır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İskân sorununu çözmek için yapılan çalışmaları üç aşamada incelemek mümkündür. İlk olarak çadır kampları kullanılmıştır. Belediye görevlileri tarafından, halka yapılan yardımların gerek düzenli ulaştırılması gerekse daha güvenli olması için beş çadır kampının oluşturulduğunu yukarıda belirtmiştik. Ayrıca Orman İşletme Müdürlüğünün bahçesinde de bir kamp oluşturulmuş, resmi daireler buraya taşınarak kısa bir süre içinde hizmete açılmıştır. Çadır kampları dört ay kadar kullanılmıştır.(26)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremden iki ay sonra ise geçici baraka yapımına başlanmıştır. Deprem İnşaatları Kontrol Amirliği kurularak 470 halk barakası ile birlikte 18 resmi daire barakası yapılmış, halk ve resmi daireler geçici olarak bu barakalara taşınmıştır.(27) Ayrıca, ihtiyacı olanlara hükümet tarafından kereste dağıtılmıştır. Bazı kimseler kendi barakalarını kendileri yapmayı tercih etmişlerdir. Geçici barakaların yapımında askerler ve belediye işçileri görev almıştır.(28) Barakalarını bir an önce teslim almak isteyen yöre halkı da çalışmalara katılmıştır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fethiye yöresinin deprem sahası içinde bulunduğunu dikkate alan hükümet, depremden zarar görenlere konut yapmayı öngören 7010 sayılı kanunu çıkararak, depremden bu kanunda belirtilen derecede zarar görenlerden beyanname almıştır. Depremzedelerin beyannamelerdeki isteklerine cevap verebilecek şekilde, Fethiye&#8217;nin imarı için önce 21.000.000, sonra 45.000.000 TL daha ayrılmıştır.(29) Mayıs 1958&#8242;de evlerin yapımına Karagözler mahallesinden başlanarak, 70 ev birinci, 163 ev de ikinci Karagözler mahallesinde olmak üzere, toplam 233 ev yapılmış ve bu evler ilk parti olarak Nisan 1960 tarihinde hak sahiplerine dağıtılmıştır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Daha sonra Kesikkapı mahallesinden Kordon&#8217;a doğru inşaata başlanmış, burada da 294 ev yapılarak hak sahiplerine dağıtılmıştır. Hak sahiplerine dağıtılan toplam 527 ev üç tipte yapılmıştır.(30)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Büyüklüklerine göre 3B, 4B, 5A şeklinde yapılan evler için depremzedeler eşit taksitler halinde ve 20 yıl içinde 15.000, 20.000 ve 35.000 TL gibi sembolik ücretler ödemişlerdir. Burada ilgi çeken nokta deprem evlerinin gereğinden fazla sayıda yapılmış olmasıdır. Dönemin belediye başkanı Mehmet Alpman&#8217;ın verdiği bilgiye göre, depremde ilçe merkezinde tamamen yıkılan evlerin sayısı 450 civarındadır. Fazladan inşa edilen 80 kadar ev, aslında hak sahibi olmayanlar tarafından paylaşılmıştır. Gerek deprem dönemindeki gerekse depremden sonraki belediye yetkilileri, vatandaşlarının ev sahibi olmalarına sevindiklerini söyleyerek, bu duruma sessiz kalmışlardır.(31)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Cumhurbaşkanı Celal Bayar bölgede incelemelerde bulunurken, Yeni Fethiye&#8217;nin teknisyen mühendislerin raporları doğrultusunda dağ sırtlarında kurulacağını, zelzele bölgesinin de park haline getirileceğini belirtmiştir. Depremden sonra jeofizik mühendisleri bölgede çalışmalar yapmış ve ayrıntılı raporlar hazırlamıştır. Değerlendirme sonuçları şöyledir:</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Alüvyon teşekkülâtı üzerinde zelzele hasarı fazla olmaktadır. İlçede zemin genç alüvyonlardan oluşmuştur. Bundan dolayı alüvyon tabakasının terkibi üzerinde çalışılmalıdır.(32)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Fethiye&#8217;de iki tür arazi vardır: </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>1</strong>. Sahilde olan ve denizden dolma arazi, ki çürüktür.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>2.</strong> Dağ eteğinde, kayalık ve sağlam arazi</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Dolma arazide deprem dalgaları yavaş intişar eder, dolayısıyla da tahribat fazla olur.(33)<br />
Bütün bu açıklama ve raporlara rağmen, şehir yine zelzeleden hasar gören bölgede kurulmuştur. Dönemin belediye başkanı Mehmet Alpman, şehir kurulurken halkın fikrinin alındığını ve genel isteğe uyulduğunu belirtmiştir. Diğer taraftan, bugün Fethiye&#8217;de yaşayanlardan bazıları bu görüşe katılmamaktadır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Onlara göre, şehir kurulurken ilçede yaşayan, Kemal Karadenizli, Hilmi Döverli, Hakkı Dontlu ve Baha Şıkman gibi bazı zengin kişilerin görüşleri etkili olmuştur. Nedeni ise zelzele bölgesinde fazla arazisi ve mülkü olan bu mal sahiplerinin Fethiye şehri başka bir yere kurulursa servetlerini yitirme veya mal varlıklarının değerini kaybetme korkusuyla yaptıkları çalışmalardır.(34)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>7010 Sayılı Kanunla Depremzedelere Sağlanan Olanaklar</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Muğla, Denizli, Bolu, Aydın ve Sakarya vilayetleri dahilinde kendileri veya miras bırakanların adlarına tapulu veya tapusuz kullanma hakları olan binaları, yer sarsıntısında yıkılmış veya oturulamayacak derecede hasara uğramış olanlarla bu binalarda kiracı bulunanlara borçlanarak ve borçlanma bedelleri taksitle ödenmek şartıyla binalar ve mahalli mahiyetteki âmme tesisleri ile şehir ve kasabalarda yıkılan veya hasara uğrayan ilkokulları yaptırmak üzere, yıllık ödeme miktarı 20-20-10 milyon lirayı geçmemek üzere 50 milyon liraya kadar bono çıkarmaya Nafıa ve Maliye Vekili yetkilidir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bununla birlikte, binaları iskâna engel teşkil etmeyecek derecede az hasar görenlere Nafıa Vekaleti&#8217;nce toplu inşaata imkân görülmeyen durumlarda zarar gören bina sahipleri aynı haklardan yararlanabilirler</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Gayri menkullerin bedelleri köylerde köy ihtiyar meclislerinden iki, görevli fen adamlarından bir kişiden olmak üzere üç kişilik, şehir ve kasabalarda belediye meclisi azasından, mülk sahiplerinden ve görevli fen adamlarından seçilecek üçer kişilik komisyonlar tarafından takdir edilir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bu kanuna göre yapılacak binalardan şehir ve kasabadakiler Türkiye Emlâk Kredi, köylerdekiler ise Ziraat Bankası tarafından bu kanundan faydalanacak kimselere ödenir. Bu kanuna göre yaptırılan binaların borçlanma bedelleri faizsiz olarak 20 yılda ve senelik eşit taksitlerle tahsis olunur. Ancak köylerde kuraklık ve âfet gibi olağandışı bir sebep yüzünden taksitlerin vadesinde ödenmemesi halinde Ziraat Bankası mevzuatına göre tecil işlemleri yapılır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bu kanuna göre yapılacak binalara gerekli her cins tomruk ve kereste, Nafıa Vekâleti&#8217;nin talebi üzerine Ziraat Vekâleti&#8217;nce en yakın Devlet Orman İşletmeleri istif yerleri veya fabrikalarından şehir, kasaba, ve köy tefrik edilmeksizin yalnız kesme, taşıma, imal masrafları karşılığında verilir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yardım komiteleri emrinde toplanan bağış paralarından bina inşaasına tahsisi mümkün olan paralar Kızılay Cemiyeti Genel Merkezi&#8217;nde açılacak özel bir hesapta toplanır ve bu paralar yer sarsıntısından zarar görenler için yapılacak binaların inşaatında kullanılmak üzere Kızılay&#8217;ca NafıaVekâleti emrine verilmiştir. Resmi Gazete, 20 Haziran 1957, s. 17345-17348, Kanun No: 7010, Kabul tarihi 14/6/1957</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Nakdi Yardımlar</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremzedelere yapılan yardımlar ya genel hükümet bütçesinden aktarılmış ya da yardım cemiyetlerinden toplanan paralardan karşılanmıştır. Hükümetlerin ilçeye yaptığı harcamalar şöyledir. Karagöz mahallesinde yapılan evler için 21.000.000, Kesikkapı mahallesi için 45.000.000, istimlak için ise 15.000.000 TL harcanmıştır. Ayrıca Deprem Amirliği, 1.200.000 liraya belediye sarayını, 2.600.000 liraya da Atatürk İlkokulunu, itfaiye garajı ve buz fabrikasını yaptırmıştır. Bunlara ek olarak, depremde yıkılan diğer resmi binalar bağlı bulundukları Zakanlıklar tarafından yaptırılmıştır.(35)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Yardım cemiyetlerinin ve yardımseverlerin yaptığı bağışlar ise şu şekildedir:</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İzmir Valiliği 30.000,<br />
Çine kazası halkı 2.000,<br />
Antalya halkı 2.000,<br />
İzmir Tariş Kooperatifi 10.000,<br />
Pfizer ilaç fabrikası 8.000 liralık ilaç,<br />
Sanatçı İlham Gencer çalıştığı pavyonda yardım sergisi açarak 708 lira,<br />
İnhisar Nakliyat Şubesi emrinde çalışan kara ve gemi adamları bir pazar yevmiyelerini bağışlamışlar, İstanbul&#8217;da yapılan toplantı sonucu vilayet 20.000,<br />
belediye 50.000, Ticaret<br />
Odası 25.000 ve yüksek mimar Muhiddin Güven 50.000 TL teberruda bulunmuşlardır.<br />
Ayrıca, Hatay Deprem Komitesi 10.000,<br />
Menemen Kızılay Cemiyeti 4.000,<br />
Bergama Kızılay Cemiyeti 500 lira,<br />
Ilgaz Şoför Odası 100 lira, Samsun<br />
Esnaf-Kefalet Kooperatifi 200 lira,<br />
Tirilye nahiye merkezi 10.000, Silifke<br />
halkı 300, Kadir Ünlü kardeşler 253,<br />
Balıkesir cezaevindeki 300 kadar<br />
mahkûm da 309 lira bağışta bulunmuşlardır. Bunun yanı sıra,<br />
Burdur Karamanlı halkı 549,<br />
Zonguldak Yardımseverler Derneği 895 lira değerinde giyim eşyası,<br />
İzmir Öğretmenler Derneği 309,<br />
Edremit Terziler Cemiyeti 125,<br />
Ankara Elektrik-Havagazı İşletmesi memur ve işçileri 465,<br />
Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası memurları 2.040 ve<br />
Çine Atatürk İlkokulu öğrencileri 92 lira yardımda bulunmuşlardır.<br />
Ermeni patriği Karekin Haçaduryan 20.000 lira teberruda bulunmuştur.(36)<br />
Yapılan bütün bu yardımlar Muğla Valiliğinin emrine verilmiştir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Nakdi yardımlar ülkemizle sınırlı kalmamış, yabancı ülkeler de depreme karşı duyarlılıklarını göstermiştir. İngilizler 500 çadır, 2.000 battaniye, gıda ve sağlık maddeleri göndermiştir. Amerikan elçisi Fletcher Warren zelzele bölgesine gelerek incelemelerde bulunmuş, ilgililere gerekli yardım malzemelerini sormuştur. Kızılay&#8217;ın cevabı üzerine, 2.500 çadır, 5.000 battaniye ve her birinden 1.000 şişe olmak üzere antibiyotik ve vitamin göndermiştir. Ayrıca, Kıbrıs Türktür Partisi, Kıbrıs Türk Kurumları ve Kıbrıs Türk Kadınlar Birliği felaketzedelere yardım için bir komite oluşturmuştur.(37)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Fethiye Ve Çevresinde Hasar Gören Yapıların Dağılımı</strong><br />
<strong>Fethiye: </strong>1500 Bina tamamen, 150 Bina kısmen, Hastane, cezaevi, postane, ortaokul, sağlık okulu, belediye,Yeni Cami&#8217;nin ve diğer camilerin minareleri zarar gördü.<br />
<strong>Marmaris; </strong>170 Bina tamamen, 200 Bina kısmen zarar gördü.<br />
<strong>Köyceğiz: </strong>269 Bina tamamen, 756 Bina kısmen, zarar gördü.<br />
<strong>Muğla; </strong>11 Bina tamamen, 80 Bina kısmen, 2 cami, lise, kız enstitüsü zarar gördü.<br />
<strong>Datça; </strong>38 Bina tamamen, 80 Bina kısmen zarar gördü.<br />
<strong>Milas; </strong>78 Bina tamamen, 200 Bina kısmen, İlkokul, zeytinyağı fabrikası, Hacıilyas ve Belen camileri zarar gördü.<br />
<strong>Eskihisar; </strong>230 Bina tamamen, 140 Bina kısmen, zarar gördü.<br />
<strong>Ula; </strong>12 Bina tamamen, 145 Bina kısmen, zarar gördü.<br />
<strong>Finike; </strong>Taşova Camii&#8217;nin minaresi zarar gördü.<br />
<strong>Kalkan; </strong>55 Bina tamamen zarar gördü.<br />
<strong>Çameli; </strong>Resmi ve özel binaların % 80&#8242;i zarar gördü.<br />
<strong>Tavas; </strong>Sazak Köyü&#8217;ndeki binaların % 90&#8242;ı zarar gördü.<br />
<strong>Gölhisar; </strong>52 Bina tamamen, 18 Bina kısmen, Jandarma karakol binaları zarar gördü.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Hakkı Öcal, 25 Nisan 1957 Fethiye Zelzelesi, Ankara, 1958, s. 4-6<br />
&#8220;Zelzele Mıntıkasına Yardım Yağıyor&#8221;, Hürriyet, 28 Nisan 1957<br />
&#8220;Yardımlar Sürüyor&#8221;, Vakit, 1 Mayıs 1957<br />
&#8220;Kıbrıs&#8217;tan Yardım,&#8221; Cumhuriyet, 28 Nisan 1957<br />
ve Mehmet Alpman ile görüşmeden yararlanılarak oluşturulmuştur.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Deprem Söylenceleri </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremin ardından son derece yaygın olan deprem söylenceleri halk arasında hızla yayılmıştır. Görgü tanıklarının hâlâ anlattığı ve gazetelere de yansımış olan başlıca söylenceler şöyledir:</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İstanbul&#8217;da bulunan bir üniversite öğrencisinin anlattığına göre şubat ayında Fethiye bölgesinde on defadan fazla hafif sallantı olmuştur. Öğrenci, bir sabah denizin birkaç yüz metre ilerisinde köpürmeler gördüğünü ve o mıntıkadan kırmızı toprakların su üstüne çıktığını söylemiştir. Yaşlılar bunun altından bir felaket çıkacağını haber vermişlerdir.38 Lütfiye Mutlu isimli depremzede kadın ise rüyasında zelzelenin olacağını hissettiğini söylemiş ve şunları anlatmıştır:</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Ne zaman rüyamda tırnaklarımı yesem, başıma bir felaket gelir. Bunu defalarca denedim. Zelzelenin olduğu gece de henüz uyumuştum. Rüyamda sol tırnaklarımın hepsini yemiştim.(39)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">En çok duyulan söylence ise her depremde olduğu gibi hiç şüphesiz şuydu: Tekrar deprem olacakmış, başka yerlerde de oluyormuş. Ayrıca aşırı sıcaklar vardı, sıcaklar depremin habercisiydi. Fethiye&#8217;de dağlar yarılmış, ormanlar suya gömülmüş. Birçok yerlerde toprak çatlamış ve hatta bu çatlaklardan sular fışkırmaya başlamıştır. Deniz altında toprak yarılması olmuş.(40)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Diğer bir depremzede, Mehmet Köse de, gayet enteresan bir olay anlatmıştır. Mehmet Köse&#8217;nin anlattığına göre ilk zelzelenin olduğu günün akşamı Fethiye&#8217;nin kuzey batısında semada kıpkırmızı bir leke görülmüş. Lekeyi gören Mehmet Köse derhal evine koşmuş ve karısına bugün zelzele olacak; evde bulunmayalım demiş. Böylece evi boşaltmışlar.(41)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yörede en çok yayılan söylence ise Kaymakam Nezihi Okuş&#8217;un halkı dışarı çıkmaya davet ederek ikinci sarsıntıdan kurtardığı hakkındadır. Yaşlı kimseler bu olaya dini bir yakıştırmada bulunmuşlardır. Onlara göre, ilk zelzeleden sonra beyaz sakallı, nur yüzlü, yaşlı bir dede kaymakama gelerek tekrar deprem olacağını söylemiştir. Bunun üzerine, kaymakam halkı evlerinden dışarı çıkartmıştır.(42)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bugüne kadar yayınlanan kaynaklarda, 1957 Fethiye zelzelesinde can kaybının az olmasının en önemli nedeni, Kaymakam Nezihi Okuş&#8217;un ilk sarsıntıdan sonra zor kullanmak pahasına halkı evlerinden dışarı çıkarması olarak geçer. Ancak, bu olayın aslı ilk bakışta göründüğü gibi değildir. İlk sarsıntıdan sonra halkın dışarı dökülmesinin nedeni, camide yaşanmış olan ölüm olaylarından dolayı korku ve panik başlaması, ölüm haberlerinin hızla yayılması ve tekrar deprem olacağı yönündeki söylentilerin olumsuz etkisidir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Başbakan Adnan Menderes inceleme yapmak üzere ilçeye geldiği zaman, Fethiye kaymakamlığını yaptığı çalışmalardan dolayı kutlamak için kendi ceketini kaymakam Nezihi Okuş&#8217;a hediye etmiştir. Bu durum gazetelere Kaymakam Nezihi Okuş halkı zor kullanarak dışarı çıkardı ve ölü sayısının az olmasını sağladı şeklinde yansımıştır.(43) Jandarma kuvvetlerinin halkı depremden sonra yer yer evlerinden zor kullanarak çıkarttıkları doğrudur.<br />
Fakat, bunun nedeni halkın çadır kamplarına alınmasından dolayı artma ihtimali gösteren hırsızlık olaylarının engellenmek istenmesidir.(44)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Başbakan Adnan Menderes&#8217;in kaymakama iltifatları, her ne olursa olsun hükümet sizin arkanızda, desteğe hazır mesajını vermek için ceketini hediye etmesiyle sınırlı kalmamıştır. Nezihi Okuş depremden hemen sonra terfi ettirilmiş ve iki ay sonra da bir gezi için Londra&#8217;ya<br />
gönderilmiştir. Okuş, DP&#8217;ye yakınlığıyla da tanınmaktadır.(45)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Dış Basında Deprem</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Deprem haberleri, ölü sayısı çok yüksek olmamasına rağmen, hasarın fazla olmasından ve yabancı gazetelerin kendi ülkelerinin yaptıkları yardımları okurlarına duyurmak istemelerinden dolayı, dış basına da yansımıştır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">The New York Times&#8217;in haberi şu şekildedir:</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Türkiye&#8217;nin güneybatısında Fethiye ve köylerinde dün meydana gelen depremde ölü sayısı 22&#8242;ye yükseldi. Bölgede enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmaları devam ediyor. Bugüne kadar 100&#8242;den fazla insan tedavi edildi. Ayrıca 250 milkarelik bir alanda 8.000 kişi evsiz kaldı. 6 askeri uçak ve 12 özel araç Kızılay&#8217;ın sağladığı yiyecek, içecek, çadır, battaniye ve fenerleri Ankara&#8217;dan deprem bölgesine taşıyor. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Fethiye ve diğer zelzele bölgelerine gitmek için bugün Ankara&#8217;dan ayrıldı. Amerikan kurtarma ekipleri kötü hava şartlarından dolayı bölgedeki enkaz kaldırma çalışmalarına katılamadı. Fakat, ekipler depremzedelerin acil ihtiyaçlarını ve isteklerini ABD adına sağlayacaklar. Amerikan Kızılhaçı&#8217;nın yardım paketi merkezi Cenevre&#8217;de bulunan Uluslararası Kızılhaç&#8217;ın bölgedeki bürosuna ulaştı.(46)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Amerikan haber ajansı Associated Press, Fethiye Depremi&#8217;ni dünyaya şu cümlelerle duyurmuştur:</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Amerikan Kızılhaç teşkilatı perşembe günü derhal harekete geçerek Türkiye&#8217;deki zelzeleden zarar görenler için yardıma girişmiştir. Sözcünün ifade ettiğine göre, teşkilat ilgili makamlarla temasa geçerek, hangi hususlarda yardıma ihtiyaç olduğunu sormuştur. Ayrıca Cenevre&#8217;deki Kızılhaç Birliği de harekete geçecektir.(47)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Diğer Olaylar</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Zelzelede Fethiye ilçesinin cezaevi de yıkılmıştır. Fakat, çoğunluğu aslen Fethiye bölgesinden olan mahkûmlar fırsattan istifade ederek kaçmaya yeltenmemiştir. Bunun en önemli nedeni, cezaevinde ağır cezalı mahkûmların bulunmamasıdır. Mahkûmlara daha sonra hem şeker bayramından dolayı, hem de depremden zarar görmüş olan ailelerine yardım etmeleri için izin verilmiştir.(48)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Zelzele gerek yerli basında, gerekse dış basında yerini almıştır. Fakat birçok olayda olduğu gibi abartılı, hatta yanlış haberler de basına yansımıştır. Bu haberlerin en çok ilgi çekeni ise Babadağı ve Menteşe Dağları İkiye Bölündü manşetiyle verilen haber olmuştur. Aynı haberde üç hektarlık ormanın toprak altında kaldığı, Naldöken Dağı&#8217;ndan kopan 1 km2 lik bir dağ parçasının Seki yoluna düşmesi sonucu, yolun 4 km&#8217;sinin kapandığı, birbirinden ayrılan dağların ovaya doğru kaymakta olduğu, iki dağın arasındaki çatlakların üst noktalarından kopan parçaların korkunç gürültülerle ortadaki geniş yarığın içine düştüğü bildirilmiştir.49 Haberlerin aynı sözcük ve cümlelerle verilmesi ilgi çekicidir. Bu haberlerin aynı kaynaktan hareketle yazılmış olduğu anlaşılmaktadır. Görgü tanıklarına ve dönemin belediye başkanına göre böyle bir olay olmamıştır. Sadece gevşek yapıdaki kaya parçaları yola düşmüştür.(50)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yanlış verilen diğer haber ise şudur: Bazı çapulculuk vakaları olmuş, enkaz altında kalmış olan kıymetli eşyaları çalmak isteyen 2 kişi linç edilmekten güç kurtarılmıştır. Çapulculuğa kalkan 12 kişi daktilo ve dikiş makinelerini çalmak isterken yakalanmıştır.(51) Görgü tanıklarının ifadesine göre, bu haber de tamamen asılsızdır. Sanırım, daha önceki depremlerde bu tür olaylar olduğundan, gazeteciler bu depremde de aynı tür olayların yaşanmış olabileceğini düşünmüşlerdir. İlçede halk çadır kamplarına alındığı ve kamplardan izinsiz ayrılmalarına müsaade edilmediği için jandarmalar tarafından sıkı koruma altında alınmış olan Fethiye&#8217;de çapulculuk olaylarına olanak yoktu</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Depremden Sonra</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremden sonra Fethiye halkı, genel itibariyle, ilçede kalmış ve yaşamlarını burada sürdürmeye devam etmiştir. Fakat, sayıları az da olsa, bazı kimseler şehirden ayrılarak başka yerlere göç etmişlerdir. Göç edenlerin bir çoğu Aydın ve İzmir&#8217;deki akrabalarının yanlarına yerleşmişlerdir. Resmi daireler, çadırlara ve barakalara taşınarak hizmete açılmasına rağmen, altı ay kadar etkili çalışamamışlardır. Özellikle mahkemeler ilk üç aylık sürede hiç işlem yapamamıştır. Bu dönemde ilçede avukatlık yapan Osman Ş. Olgun&#8217;un verdiği bilgi de ilginçtir. Olgun, zelzeleden hemen sonraki günlerde kendisine kız kaçırma konusunda çok sayıda davanın geldiğini belirtmektedir.(52)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremden sonra şehrin nereye kurulacağı, üzerinde en çok konuşulan ve tartışılan konu olmuştur. Belediye yetkililerine göre halkın genel isteğine uyulmuştur. Fakat, Osman Ş. Olgun&#8217;un anlattıklarına göre, şehrin yeri belirlenirken siyaset etkili olmuştur. 27 Temmuz 1957&#8242;de bazı milletvekilleri Fethiye ilçesinin durumunu görüşmek üzere Muğla&#8217;da toplanmışlardır. Bu toplantıya katılan Osman Ş. Olgun, enkazlar hâlâ kaldırılmadığından dolayı Muğla valisini milletvekillerine şikâyet etmiştir. Bu toplantıdan hemen sonra, 4 Ağustos 1957 günü Devlet Bakanı Cemil Mengü ilçeye gelmiştir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremzedelerle yapılan görüşmede Osman Ş. Olgun söz hakkı istemesine rağmen, iddiasına göre, CHP&#8217;li diye kendisine söz hakkı verilmemiş ve toplantıda konuşanların büyük bir kısmı DP mensupları olmuştur.(53)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Fethiye İçin</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yirmidört Nisan gece sabaha karşı,<br />
Karıştı birden bire cadde ve çarşı<br />
Feryatlar göklere çıktı, tuttu arşı.<br />
Gömüldü gönüllere Güzel Fethiye</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kimi evlât kaybetti, kimi ana.<br />
Zelzele yıktı evleri, kıydı cana<br />
Gözümden yaşlar akıyor yana yana<br />
Gömüldü gönüllere güzel Fethiye</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Fethiye dedikleri güzel diyardı,<br />
Orda da çoşan taşan insanlar vardı,<br />
Gün geldi karabulutlar ufku sardı<br />
Gömüldü gönüllere güzel Fethiye.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Ünal Dirlik (Kadın Gazetesi, 4 Mayıs 1957)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Deprem ve diğer doğal afetlerin toplumda büyük yıkımlara sebebiyet verdikleri bilinmektedir. Önemli olan, bu gibi felaketlerde yıkımı azaltmaktır. Bu da ancak, geçmişteki hatalardan ders alınarak, aynı hataların tekrarlanmamasıyla mümkün olabilir. Fakat, görünen o ki, Fethiyeliler geçmişten ders almayı pek başaramıyorlar. 1926&#8242;da Fethiye&#8217;de bir zelzele daha yaşanmış, kasaba yeni gelişmeye başladığı, nüfus ve ev sayısı fazla olmadığı için bu depremde fazla hasar meydana gelmemiştir. Fethiye&#8217;nin şimdiki dolma kısmında o zamanlar 2 ev ve 1 ilkokul varmış. Bunlar tamamen yıkılmasına rağmen, dağın sırtlarında olan eskişehir; hiç hasar görmemiştir.54 1926 Depremi&#8217;nin tahribat alanları ile 1957 Depremi&#8217;nin tahribat alanları karşılaştırıldığı zaman, hasarın tamamına yakınının yenişehir; denilen dolma arazide meydana geldiği görülür. Günümüzde Fethiye&#8217;de yerleşim yenişehirde yoğunlaşmıştır. Hatta, bu bölge halk arasında dolgu sahası olarak adlandırılır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Depremlerde genellikle önce büyük sarsıntı ardından da artçı sarsıntılar meydana gelirken 1957 Fethiye Depremi&#8217;nde ender olan şey gerçekleşmiş ve ilk sarsıntının şiddeti nispeten daha düşük olmuştur. Fethiye&#8217;de tekrar ne zaman deprem olacağı bilinmediği gibi, Fethiye halkı 1957&#8242;deki kadar şanslı olur mu, o da bilinmez.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Ayrıca, bundan iki yıl önce Fethiye&#8217;de şiddeti fazla olmayan ve yaklaşık bir hafta boyunca süren bir dizi yer sarsıntısı yaşanmıştır. Fethiye&#8217;de yerel yayın yapan Kanal F televizyonu bu sarsıntıları haber yapmak istemiştir. Ancak, yaz mevsimi olmasından dolayı ilçedeki turizm işletmecileri hemen harekete geçerek haberlerin yayınını engellemişlerdir. Gerekçeleri turistlerin depremden korkma ihtimali ve bundan dolayı kazançlarının azalma olasılığıdır. Buradaki ilginç nokta ise, turizm işletmecilerinin yerel televizyonun haberlerini engellemek için kaymakama başvurmuş ve onun desteğini almış olmasıdır. (55)</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Depremde Hayatını Kaybedenlerden Bazıları</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Fethiye merkezinde: </strong>Ercan Sazcı, Adile Uğurlu, Hasan Demirci&#8217;nin eşi ve 6 aylık çocuğu, Erçin Dikici, Melâhat Ergül, Ali Yaba&#8217;nın13 yaşındaki oğlu, İbrahim oğlu Zekai, Lütfiye Mutlu&#8217;nun yeğeni, Molla Demir Bey ve karısı, Erol Dikici, Kunduracı Niyazi<br />
<strong>Ovacık Köyü: </strong>Emine Coşkun ve 1 yaşındaki çocuğu Gülsüm, Hanife Tunç, Sait Erişgen<br />
<strong>Köyceğiz:</strong>Ayşe Koç</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Diğer:</strong> Adile Oğuz.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Çalışmamda bana yardımcı olan Fethiye Belediyesi&#8217;ne, Mehmet Alpman&#8217;a, Osman Ş. Olgun&#8217;a, Tuğrul Yılmaz&#8217;a ve Hidayet Yanatma&#8217;ya teşekkür ederim. <strong>Servet Yanatma </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>Dipnotlar:</strong><br />
<strong>1.</strong> M. Kâzım Yılmaz, Her Yönüyle Fethiye, Fethiye: Emek Matbaası, 1969), s. 13-14.<br />
<strong>2.</strong> İmâr ve İskan Bakanlığının, Planlama ve İmar Genel Müdürlüğünün Muğla:<br />
Genel Araştırma adıyla yayınladığı 1966/31 tarihli raporundan alınmıştır.<br />
<strong>3.</strong> Nicalas N. Ambraseys ve Caroline F. Finkel, Osmanlı Coğrafyasında Depremler, Çeviren: Ahmet Fethi, Toplumsal Tarih, no. 79 (Temmuz 2000), s. 34.<br />
<strong>4.</strong> Türk Ansiklopedisi, (Ankara: Milli Eğitim Basımevi, 1968), c. XVI, s. 270-271.<br />
<strong>5.</strong> Yurt Ansiklopedisi, (İstanbul: Anadolu Yayıncılık AŞ, 1982, 1983), c. VIII, s. 54-58.<br />
<strong>6.</strong> Hakkı Öcal, 25 Nisan 1957 Fethiye Zelzelesi, (Ankara: Maarif Vekâleti İstanbul Kandilli Rasathanesi Sismoloji Yayınları: 3, 1958), s. 1-4.<br />
<strong>7.</strong> Syun&#8217;itiro Omote ve Hajimo Omasura, 24-25 Nisan 1957 tarihli Fethiye Zelzelesi hasarı üzerinde yapılan incelemeler ve imâr planı hakkında tavsiyeler, (Deprem Araştırma Enstitüsü Arşivi, Bayındırlık Bakanlığı, Ket no: 300, sıra 311-16). Bu rapor yayınlanmamıştır. Fethiye Belediyesi arşivinden yararlanılmıştır.<br />
<strong>8.</strong> Kâzım Ergin, Uğur Güçlü ve Zeki Uz, A Catalog of Earthquakes for Turkey and Surrounding Area, (İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Ofset Baskı Atölyesi, 1967), s. 154-155.<br />
<strong>9.</strong> Fethiye Kasabası Tamamen Harap, Hürriyet, no. 12456, 26 Nisan 1957, s. 1; Kâzım Ergin, Uğur Güçlü ve Zeki Uz, age, s. 154-155.<br />
<strong>10</strong>. Dönemin belediye başkanı Mehmet Alpman ile 2 Eylül 2000 tarihinde Fethiye&#8217;de yapılan görüşme. Alpman&#8217;ın verdiği bilgiler, depremden birkaç ay sonra, bilgiler taze iken aldığı notlara dayanmaktadır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>11.</strong> Ana Britannica, (İstanbul: Ana Yayıncılık, 1986), c. VIII, s. 453; Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>12.</strong> Tuğrul Yılmaz ile 12 Ağustos 2000 tarihinde Fethiye&#8217;deki evinde yapılan görüşme. Tuğrul Yılmaz, Her Yönüyle Fethiye adlı kitabın yazarı olan M. Kâzım Yılmaz&#8217;ın oğludur. Bu kitap hazırlanırken, babasına yardımcı olduğu için bu konu hakkında oldukça bilgi sahibi birisidir. Kendisi Fethiye&#8217;nin yerlilerinden olduğu için uzun dönemde yapılanlar ve yapılmayanlar hakkında anlattığı çok şey oldu.<br />
<strong>13.</strong> Hakkı Öcal, age, s. 5-6.<br />
<strong>14.</strong> Deprem Sürüyor, Milliyet, no. 2500, 29 Nisan 1957, s.5; &#8220;Fethiyeliler Bayramı Açıkta Geçirecekler&#8221;, Vakit, no. 12016,1 Mayıs 1957, s. 1.<br />
<strong>15.</strong> Hakkı Öcal, age, s. 5.<br />
<strong>16.</strong> Şahap Balcıoğlu, &#8220;Fethiye Kasabası Tamamen Harap&#8221;, Cumhuriyet, no. 11765, 26 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>17.</strong> Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>18.</strong> Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>19.</strong> &#8220;Fethiye Harabe Halinde&#8221;, Cumhuriyet, no. 12456, 27 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>20.</strong> Mehmet Alpman ile görüşme.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>21.</strong> Osman Ş. Olgun ile 9 Ağustos 2000 tarihinde Fethiye&#8217;deki bürosunda yapılan görüşme ve Mehmet Alpman ile görüşme. Deprem döneminde ilçede avukatlık yapan Osman Ş. Olgun, gençlik yıllarından beri günlük tutmaktadır. Verdiği bilgiler sadece hafızasında kalan bilgiler değildir. Görüşmemizde günlüğünden de yararlanmıştır.<br />
<strong>22.</strong> Osman Ş. Olgun ve Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>23.</strong> &#8220;Ege Bölgesinde Dün Yeniden Zelzeleler Oldu&#8221;, Cumhuriyet, no. 12457, 28 Nisan 1957, s. 1 ve 5.<br />
<strong>24</strong>. Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>25.</strong> 1955 nüfus sayımında Fethiye kazasının merkez nüfusu 5.582 idi. Merkez kazada binaların büyük bir oranda yıkıldığı ve köylerdeki yıkılan binalar göz önüne alındığında, yaklaşık sayı bu şekildedir.<br />
<strong>26.</strong> Osman Ş. Olgun ile görüşme.<br />
<strong>27.</strong> M. Kâzım Yılmaz, age, s. 93.<br />
<strong>28.</strong> Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>29.</strong> Depremin meydana geldiği günlerde 1$, 2,8 liraya eşitti. Yapılan toplam harcamalar dolar bazında 23.571.428 $ dir. &#8220;Borsa&#8221;,Akşam, no. 1234, 24 Nisan 1957, s. 4.<br />
<strong>30.</strong> M. Kâzım Yılmaz, age, s. 94.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>31.</strong> Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>32.</strong> Syun&#8217;itiro Omote ve Hajimo Omasura, adı geçen rapor.<br />
<strong>33.</strong> &#8220;Ord. Prof. Hâmit Nafiz Pamir&#8217;in Zelzele Üzerine Açıklamaları&#8221;, Dünya, no. 1851, 27 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>34.</strong> Mehmet Alpman ve Tuğrul Yılmaz ile görüşme.<br />
<strong>35.</strong> M. Kâzım Yılmaz, age, s. 117-118.<br />
<strong>36.</strong> Yardım bilgileri, &#8220;Ege Bölgesinde Yer Sarsıntısı&#8221;, Akşam, no. 14043, 25 Nisan 1957, s. 1 ve 5; &#8220;Fethiye Kazası Tamamen Harap Oldu&#8221;, Akşam, no. 14044, 26 Nisan 19507, s. 1 ve 5; &#8220;İzmir&#8217;de Yardım Kampanyası&#8221;, Akşam, no. 14045, 27 Nisan 1957, s. 1 ve 5; &#8220;Zelzele Felâketzedelerine Yardım Komitesi Kuruldu&#8221;, Akşam, no. 14047, 29 Nisan 1957, s. 1 ve 5; &#8220;Deniz Karaya Hücum Etti&#8221;, Havadis, no. 191, 26 Nisan 1957, s. 1; &#8220;Zelzele Bölgesine Yardım Yağıyor&#8221;, Hürriyet, no. 3229, 25 Nisan 1957, s. 1 ve 5; &#8220;Fethiye Kazasında Sağlam Ev Kalmadı&#8221;, Cumhuriyet, no. 11765, 26 Nisan 1957, s. 5; &#8220;Ermeni Patriği&#8217;nden Yardım&#8221;, Vakit, no. 12016, 1 Mayıs 1957, s. 2; &#8220;Zelzele Bölgesine Yardım Yağıyor&#8221;, Milliyet, no. 2498, 27 Nisan 1957, s. 5&#8242;ten derlenmiştir.<br />
<strong>37.</strong> &#8220;Zelzele Mıntıkasına Yardım Yağıyor,&#8221; Hürriyet, no. 3232, 28 Nisan 1957, s. 5; &#8220;Yardımlar Sürüyor,&#8221; Vakit, no. 12016, 1 Mayıs 1957, s. 2; ve &#8220;Kıbrıs&#8217;tan Yardım,&#8221; Cumhuriyet, no. 11767, 28 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>38.</strong> &#8220;Hafif Sallantılar&#8221;, Hürriyet, no. 3231, 27 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>39.</strong> &#8220;Tırnaklarını Yemiş&#8221;, Hürriyet, no. 3231, 27 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>40.</strong> &#8220;Toprak Çatlamış&#8221;, Milliyet, no. 2500, 29 Nisan 1957, s. 5; &#8220;Dağlar İkiye Bölündü&#8221;, Vakit, no. 12016, 1 Mayıs 1957, s. 1.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>41.</strong> &#8220;Semada Kızıl Leke&#8221;, Hürriyet, no. 3231, 27 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>42.</strong> Ramazan Yanatma ile 7 Temmuz 2000 Cuma günü Kadıköy&#8217;deki işyerinde yapılan görüşme. Ramazan Yanatma deprem döneminde Fethiye&#8217;nin Çamurköy&#8217;ünde yaşamaktadır. O yıllarda çocuk yaşta olmasına rağmen, Fethiye&#8217;ye karşı özel ilgisinden dolayı bu konuda oldukça bilgi sahibidir.<br />
<strong>43.</strong> &#8220;Taltif ve Mecburi İzin&#8221;, Hürriyet, no. 3235, 1 Mayıs 1957, s. 5.<br />
<strong>44.</strong> Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>45.</strong> Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>46.</strong> The New York Times, 27 Nisan 1957, s. 4.<br />
<strong>47.</strong> Associated Press, (Washington: 26 Nisan 1957).<br />
<strong>48.</strong> Tugrul Yılmaz ve Mehmet Alpman ile görüşme.<br />
<strong>49.</strong> &#8220;İki Dağ Parçalanıp Ovaya Doğru Akmaya başladı&#8221;, Havadis, no. 194, 29 Nisan 1957, s. 1; &#8220;Fethiye&#8217;yi Kısa Zamanda İmar Edeceğiz&#8221;, Dünya, no. 1852, 29 Nisan 1957, s. 5; &#8220;Dağlar Birbirinden Ayrıldı&#8221;, Vakit, no. 12014, 29 Nisan 1957, s. 1; &#8220;Fethiye&#8217;de Dün de Biri Çok Şiddetli Üç Zelzele Oldu&#8221;, Cumhuriyet, no. 11768, 29 Nisan 1957, s. 1. <strong>50.</strong> Mehmet Alpman ve Sadi Çiçem ile yapılan görüşme. Fethiye Belediyesi, Mayıs 2000&#8242;de, 1957 Fethiye Zelzelesi&#8217;nin görgü tanıklarını bir araya getirerek hasar alanları hakkında bilgi almıştır. Sadi Çiçem, görgü tanıklarıyla görüşmeyi yapan jeofizik mühendisidir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>51.</strong> &#8220;Çapulculuk Olayları&#8221;, Vakit, no. 12013, 28 Nisan 1957, s. 5; &#8220;Hırsızlık Olayları&#8221;, Gündüz, 30 Nisan 1957, s. 5.<br />
<strong>52.</strong> Osman Ş. Olgun ile görüşme.<br />
<strong>53.</strong> Osman Ş. Olgun ile görüşme.<br />
<strong>54.</strong> İlhan Rado, &#8220;Yeni ve Eski Fethiye&#8221;, Akşam, no. 14046, 28 Nisan 1957, s. 4.<br />
<strong>55</strong>. Mehmet Alpman ve &#8220;Kanal F&#8221; televizyonu yöneticileri ile 2 Eylül 2000 tarihinde Fethiye&#8217;de yapılan görüşme.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2&amp;p=39</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meğri&#8217;nin Fethiye Oluşu</title>
		<link>http://www.altancelik.com/blog/?p=35</link>
		<comments>http://www.altancelik.com/blog/?p=35#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 16:31:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fethiye]]></category>
		<category><![CDATA[Meğri]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Fethi Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Şehit Fethi Bey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.altancelik.com/blog/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[“Aslan Uçtu” diye söylenir methi; 
Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi, 
Kahrolur darbenle elbet her zaman, 
Olursa bakış yan ve maksat eğri; 
Bak; FETHİYE oldu sayende Meğri, 
Kartalım ! Gölgende hürdür bu vatan.
 
                    Behçet Kemal ÇAĞLAR 
 
İnsanlık tarihinin yeni ve önemli bir sayfasını oluşturan havacılığın makinalaşma ve uçak üretimine geçildiği dönemlerinde her ülkede olduğu gibi Türkiye’ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">“Aslan Uçtu” diye söylenir methi; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Kahrolur darbenle elbet her zaman, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Olursa bakış yan ve maksat eğri; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Bak; FETHİYE oldu sayende Meğri, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Kartalım ! Gölgende hürdür bu vatan.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"><span style="mso-spacerun: yes;">                    </span>Behçet Kemal ÇAĞLAR </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">İnsanlık tarihinin yeni ve önemli bir sayfasını oluşturan havacılığın makinalaşma ve uçak üretimine geçildiği dönemlerinde her ülkede olduğu gibi Türkiye’ de de bu konuya karşı büyük bir ilgi oluşmuştur. Havacılık sektörünün ve uçak sanayiinin hızlı gelişiminin yanında uçağın etkin bir savaş aracı olarak dünya ordularında yer alması, Türk ordusunun da bu önemli ve güçlü silahı elde etmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu amaçla; uçak alınmasına ve bu uçağı kullanabilecek personel yetiştirilmesine karar verilmişti. Dönemin Harbiye ve Bahriye Nezâretlerinin yani bugünkü anlamda Milli Savunma Bakanlığı ile Deniz Kuvvetlerinin yayınlamış olduğu bildirilerle yaptığı havacılığa davet bildirisi bir çok gönüllü ve istekli gencin katılımını sağlamıştır. Bu çağrıya gönüllü olarak koşanlardan birisi de Mehmet Fethi Bey’ dir. Havacılığın temellerinin atılması için eğitim amacıyla ilk etapta Avrupa’ ya gönüllülerden seçilerek gönderilenler olmuştur. Fethi Bey’ de Deniz Kuvvetlerinin Makina sınıfından havacı olması amacıyla seçilen ve Avrupa’ ya eğitime gönderilen ilk grup havacılarındandır.</span></p>
<p><span id="more-35"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; color: black; font-family: Arial;">Mehmet Fethi Bey, Milâdi 1887 (Rûmî 1303) yılında Ayazpaşa/İSTANBUL’ da doğdu. İlkokulu Firuzağa İlkokulu’nda, orta tahsilini ise Salıpazarı Fevziye Orta-okulu’nda yaptıktan sonra 1901 yılında Deniz Çarkçı Lisesi’ne girmiştir. Buradan 1908 yılında mezun olan Mehmet Fethi Bey, Çarkçı Üsteğmen rütbesiyle fabrikaya tayin edilmiştir.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">1910 yılında Hamidiye Kruvazöründe motor çarkçısı olarak görevlendirilmiş, ardından 1911 yılında silah tamir fabrikasına atanmıştır. Burada yaklaşık bir yıl görev yaptıktan sonra uçak makinisti olarak yetiştirilmek üzere 3 Temmuz 1912 tarihinde İngiltere’ye eğitime gönderilmiştir. Ancak uçuculuk konusunda büyük bir yeteneğe sahip olduğunun anlaşılması üzerine Üsteğmen Mehmet Fethi Bey, makinist eğitimi yerine pilotaj eğitimine alınmıştır. Eğitim gördüğü sıralarda Balkan Savaşı’ nın çıkması nedeniyle pilotaj eğitimini tamamlayamadan yurda dönmüş ve Fen Kıt’aları Genel Müfettişliği’nde (Kıtâat-ı Fenniye Müfettiş-i Umûmîliği) pilot olarak görevlendirilmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Balkan Savaşı’nda gösterdiği başarılar nedeniyle gümüş liyâkat madalyası ile ödüllendirilen Mehmet Fethi Bey, aynı zamanda Türk Hava Kuvvetleri tarihinde ilk savaş görevi alan sekiz Türk pilotundan birisidir. Yine Türk Hava Kuvvetleri tarihinde (Şubat 1913) ilk gece uçuşunun yapılması, yine uçaklarda ilk bombanın kullanılması ve düşman hatları üzerinde havadan ilk defa (Bulgar hatları üzerine) bombanın atılması da 1913 yılında Balkan Savaşları sırasında Üsteğmen Fethi Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                      </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> 14 Kasım 1913 tarihinde Hava Kuvvetlerinde ilk kol uçuş görevi gerçekleştirilmiş, uçuşu gerçekleştiren Yüzbaşı Fesa (EVRENSEV) liderliğindeki uçuş ekibinde Üsteğmen Fethi Bey’ de görev almıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Mehmet Fethi Bey, 9 Ocak 1914 tarihinde Yüzbaşı rütbesine terfi etmiş ve aynı yıl Hava Kuvvetleri personeli arasından seçilerek oluşturulan ve iki uçuş ekibi tarafından gerçekleştirilmesi planlanan “İstanbul-Kahire” uçuşunun “1 nci Uçuş Ekibi” nde pilot olarak görevlendirilmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Türk Havacılık Tarihi’nde “İstanbul-Kahire Hava Seyahati” veya “İstanbul-Kahire Uçuşu” olarak yer alan bu uçuş, 8 Şubat 1914 günü her iki uçuş ekibinin Yeşilköy/İSTANBUL’ dan havalanmalarıyla başlamıştır. “Muavenet-i Milliye” adını taşıyan Bleriot-11B tipindeki çift kişilik keşif uçağı ile uçuşa devam eden Pilot Yüzbaşı Mehmet Fethi Bey ve Râsıd Yüzbaşı Sadık Bey (1 nci Uçuş Ekibi) uçuşun beşinci etabında 11 Şubat 1914 günü 4000 metre irtifadan Toros Dağlarını aşarak Türk Hava Kuvvetlerinin ilk yüksek irtifa rekorunu elde etmişlerdir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Yüzbaşı Fethi Bey ve Yüzbaşı Sadık Bey, onuncu etap olan Şam-Kudüs hattına kadar uçuşu başarıyla devam ettirmişler, ancak uçuşun onuncu etabını gerçekleştirmek üzere 27 Şubat 1914 günü Şam’ dan havalandıktan kısa bir süre sonra Taberiye Gölü civarında Küfrühar Kayalıkları üzerinde uçak düşmüş, Yüzbaşı Fethi Bey ile Yüzbaşı Sadık Bey şehit olmuşlardır. Türk Hava Kuvvetlerinin ilk hava şehitleri olan Yüzbaşı Fethi Bey ve Yüzbaşı Sadık Bey’ in cenazeleri Şam’ a getirilmiş ve Emeviye Camisinde bulunan Selahaddin-i Eyyûbî Türbesinin yanına gömülmüşlerdir.              </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">    </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Bu iki kahraman havacının şehit olduğu Taberiye Gölü doğusunda “Ayn Gev” yakınında bir anıt yaptırılmıştır. Anılan anıtın üzerinde şu ifadeler yer almaktadır;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“ El Fatiha… Osmanlı Ordusunun ilâ-i mîsâli (şanını yüceltme) için Mısır’ a gitmek üzere İstanbul’dan teyrân ederek (uçarak) tesâdüf eylediği muhalefet-i havadan dolayı bu noktada sukût eden (düşen) Muavenet-i Milliye tayyaresinin süvarileri Şehit fedâkar Yüzbaşı Fethi ve Mülâzım-ı Evvel Sadık Bey’lerin ruhuna…” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                                                                    14 Şubat 1329 (1914) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-justify: inter-ideograph; margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Yine bu uçuşun kahramanlarının anısına 1914 yılında İstanbul’un Fatih semtinde bir anıt inşasına başlanmış ve söz konusu anıt 1916 yılında bitirilmiştir. Hava Kuvvetlerine pilot olarak katıldığı 1912 yılından şehit olduğu güne (27 Şubat 1914) kadar vatanı için üstün hizmetlerde bulunan ve uçuşla ilgili bir çok ilk’ i gerçekleştiren Fethi Bey’in anısına, 1914 yılına kadar Muğla’nın “Megri” (Makri) adıyla anılan ilçesinin isminin “Fethiye”  olarak değiştirilmesidir. Fethiyeliler ilçelerine Fethi Bey’in büstünü dikmişlerdir. Şair Behçet Kemal ÇAĞLAR’ın  O’nun için yazmış olduğu dörtlük büstün kaidesinde yer almaktadır. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2&amp;p=35</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Işık Ülkesi Lykia</title>
		<link>http://www.altancelik.com/blog/?p=29</link>
		<comments>http://www.altancelik.com/blog/?p=29#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 16:24:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fethiye]]></category>
		<category><![CDATA[cadianda]]></category>
		<category><![CDATA[ışık ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[karmylassos]]></category>
		<category><![CDATA[letoon]]></category>
		<category><![CDATA[Lykia]]></category>
		<category><![CDATA[telmessos]]></category>
		<category><![CDATA[tlos]]></category>
		<category><![CDATA[xhantos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.altancelik.com/blog/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[Lykia bölgesinin, tarihini, son on yıldır yapılan kazıların sonuçlarından da yararlanarak kısaca özetlemekte yarar vardır. II. binde adına Doğu kaynaklarında Luqqa, Luqqu veya Rwka şeklinde rastladığımız Lykia’lıların, bu dönemle­rini yansıtacak arkeolojik bulgulara sahip değiliz. Bununla beraber 1960′lardan bu yana devam eden Karataş-Semayük kazıları, doğrudan doğruya Lykia’ lılarla ilgili olmasa bile, hiç değilse bölgenin III. binden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Lykia bölgesinin, tarihini, son on yıldır yapılan kazıların sonuçlarından da yararlanarak kısaca özetlemekte yarar vardır. II. binde adına Doğu kaynaklarında Luqqa, Luqqu veya Rwka şeklinde rastladığımız Lykia’lıların, bu dönemle­rini yansıtacak arkeolojik bulgulara sahip değiliz. Bununla beraber 1960′lardan bu yana devam eden Karataş-Semayük kazıları, doğrudan doğruya Lykia’ lılarla ilgili olmasa bile, hiç değilse bölgenin III. binden itibaren iskân edildiğini or­taya koyan önemli sonuçlar vermiştir. Bölgenin batısındaki bir başka merkez olan Tlos’ta, tesadüfen bulunan II. bin baltası, hiç değilse bölgede kesintisiz bir iskanın bölgesi olarak yorumlanabilir.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Batı kaynaklarında, Lykia veya Lykia’lılardan ilk kez Troia savaşları dolayısıyla bahis bulmaktayız. Troia’lıların yanında kahramanca çarpışan ve Sarpedon’ un yönetimine giren Lykia’lılardan sitayişkâr şekilde bahseden Homeros, bu arada ilk kez bir şehir adını, Xanthos’u da Troia savaşları sırasında tanımamıza neden olmaktadır. Yine Homeros’tan Lykia’lıların Solymos’lılardan farklı bir kavim olduklarını da öğreniyoruz.</span></p>
<p><span id="more-29"></span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Lykia bölgesinde, sürdürülen arkeolojik kazılardan; Xanthos ve Letoon, şu ana kadar M.Ö.VIII.yüzyılın sonundan önceye ait malzeme vermemektedir. Bu durumda Tlos’ta bulunan II.bin yılına ait balta ile M.Ö.VIII. yüzyılın sonu ve­ya en azından Troia savaşları ile sözü edilen arkeolojik malzeme arasındaki süreyi belgeleyecek, Lykia’da ne tür bir kültürün bulunduğunu söyleyebilecek durumda değiliz.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Grek kolonizasyonunun, etkin olduğu M.Ö.VII. yüzyılda Lykia’da, ilk koloni şehrinin Phaselis’te kurulduğu bilinmektedir. (M.Ö. 696)Aynı yüzyıl; Lydia’nın, büyük bir güç olduğu ve genişlediği dönemdir. Heredotos’tan öğren­diğimize göre; Lydia’lılar, Lykia’yı alamamışlar, hiç değilse büyük bir Lykia toprağı Lydia egemenliğinden kurtulmuştur. M.Ö. VI. yüzyıl, Lykia’nın, büyük ölçüde Grek dünyası ile temasta olduğu, Grek sanatından etkilendiği; gerek ka­zılarında bulunan, gerekse tesadüfen ele geçen Grek eserleri vasıtasıyla da tespit edilebilmektedir.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial"> Pers istilası ile ilgili olarak, bölge için olduğu kadar bölgenin, tek tek bazı şehirleri için antik yazılarda geniş bilgi bulabiliyoruz. Harpagos’un, Xanthos’u alırken vukuu bulan olaylar, her ne kadar başlangıçta Pers yönetiminin acıma­sız ve katı olduğunu gösteriyorsa da, daha sonra Lykia şehirlerinin Perslere düş­man ülkelerle veya şehirlerle birlikte hareket etmeye başlamaları, onlara karşı Greklerin yanında yer almaları bir süre sonra Pers yönetiminin gevşediğini gös­terir. Bununla birlikte Lykia tasvir sanatında yeni bir moda-Pers etkisi &#8211; kendisini birçok eserde hissettirir. (Xanthos’taki Harpy ve Nereidler abidesi, Trysada ki Hereon veya Elmalı yakınındaki tümülüsler bu hususa verilecek en güzel ör­neklerdir).</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Bölgenin ve şehirlerin egemenliğe kavuşması; Kimon’un Eurymedon’daki başarısından sonra söz konusudur ve şüphesiz öncülüğü, bir koloni şehri olması nedeniyle Phaselis’in alması da normaldir.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Pers egemenliğinin, daha gerçekçi bir ifade gerekirse Karia satrapı Mausolos yönetiminin sürdürdüğü M.Ö. IV. yüzyılın arasındaki iki ilginç şeyi kısaca hatırlatmakta yarar vardır. Sözü edilen zaman içindeki ilk enteresan durum; Lykia’nın kendi içinde bir birlik çabalarına giriştiği dönem olması ve bunun ön­cülüğünü Limyra beyi veya kralı Perikles’in, yapmasıdır. Henüz Pers egemen­liği bölge için söz konusu iken, Perikles’in böyle bir girişimde bulunması ve gi­rişiminin yalnız politik çaba olarak değil, askeri sefer düzenleyecek kadar ileri götürmesi hayli ilginçtir. Nitekim bu askeri sefer sonucu Telmessos’un da Lykia içinde sayıldığı bir gerçektir. İkinci ilginç durum ise; Letoon’da son yıllarda yi­ne sözü edilen zamana ait Trilingual ( üç dilli ) bir kitabenin kazıda bulunması ve Batı Lykia’da söz sahibi olan Arbinas ve Pixodaros ile ilgili olarak bilgiler verme­sidir. Şüphesiz Trilingual kitabenin en önemli yanı, Lykia dilini daha iyi çözümleme olanakları yaratmasındandır.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial"> Arrianos’un naklettiğine göre, Lykia’yı alırken ve buradaki Pers egemenli­ğine son verirken İskender, hemen hiç bir direnişle karşılaşmamıştır. İdari yön­den büyük bir değişiklik getirmeyen İskender, satraplık yönetimini kendi tayin ettiği Nearkhos, aracılığıyla sürdürmüştür. Ancak, idari yönden fazla bir şey ge­tirmeyen İskender’in, kültür yönünden büyük bir değişikliğe neden olduğu ke­sindir. İdari bir karar mı yoksa tesadüf mü bilinmemekle birlikte, kesin olan Lykia yazısının İskender’den sonra kullanılmadığıdır. </span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial"> İskender’in ölümünden sonra Lykia bölgesi, başlangıçta Antigonos Monophtalmos yönetimindeki Makedonyalılar’in elindedir. M.Ö. 310.da Ptolemaioslar’ın, 301de Lysimakhos’un eline geçer. M.Ö. 296da Ptolemaioslar’ın tekrar bölgeyi alışları ile yaklaşık 100 yıl süre ile el değiştirme işlemi durur. M.Ö. 197′de Seleukos kralı III. Antiokhos’un Anadolu’yu ele geçirme çabaları 190′da Magnesia harbinde yenilinceye kadar sürer. Bundan sonra Lykia bölge­si Doğu ile yakından ilgilenen Roma’nın etkisiyle Rodos kontrolüne verilir. Ro­dos’a karşı gösterilen hoşnutsuzluk, belki Lykia Birliğinin daha çabuk gelişmesinde etkin olmuştur. Lysanias ve Eudemos isimli iki kişi M.Ö. II. yüzyıl başlarında tam manasıyla bir birlik oluştururlar. Daha evvel de federatif bir yöneti­me sahip olan Lykialılar’ın, yönetim tarzları ile ilgili kesin kaynaklara sahip de­ğiliz ve böyle bir idareye sahip olduklarını tahmin etmekteyiz. Ancak Birliğin oluşmasından sonra kesin olarak federatif bir idare söz konusudur. Strabon’un naklettiğine göre ise, birlik içindeki şehirlerden bazıları (Xanthos, Tlos, Pınara, Patara, Myra ve Olympos) diğerlerinden farklı bir statüye sahiptiler ve üç oy haklan vardı. Lykia Birliğine kısaca değindikten sonra, tekrar tarihi olaylara dönebiliriz.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial"> Rodos’a karşı gösterilen hoşnutsuzluğun Roma senatosuna intikali sonucu, Karia ile birlikte Lykia’nın serbestiye kavuştuğunu biliyoruz. M.Ö. I. yüzyılda ise Lykia bölgesi için yeni bir istilâ söz konusudur. Pontus kralı I. Mithradates 88 yılında, Anadolu’nun birçok yeri gibi Lykia’yı da işgal eder. Mithradates’in Sulla tarafından yenilmesiyle, Lykia yeniden bağımsızlığına kavuştuğu gibi, idari bir düzenleme sonucu Milyas veya Kibyratis’teki bazı şehirler de bölge içine alındı. Aynı yüzyıl, Doğu Lykia için de karışıklıklarla doludur. Olympos ve Phaselis’i kendine üs yapan Zenekites yönetimindeki korsanlar, yalnız Lykia şehirlerini değil Doğu Akdeniz’in büyük bir kısmını yağmalıyorlardı. Servilius Isauricus’un Zenekites’i yenmesi ve korsanlara yataklık yapan Olympos’u ce­zalandırması ile bu tehlike de ortadan kalktı.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Roma’nın kendi içinde başlayan çekişmeler, kumandanlarla yöneticiler ara­sındaki farklı tutum M.Ö. I. yüzyılın ikinci yarısında Lykia’da da bazı çalkantı­ların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Nitekim Brutus’a karış direnme gösteren bazı Lykia şehirleri ve bu arada özellikle Xanthos, tarihindeki ikinci büyük felâketi bu sırada yaşar.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">Augustus ile başlayan imparatorluk dönemi, idari düzenleme ve değişiklik­lerin dışında Lykia’nın her yönden gelişip zenginleştiği dönem olmuştur. M.S. I. yüzyılın başından itibaren bazı imparatorların bölgeye gelmeleri, M.S. II. yüzyılda yaşayan zengin Lykialılar’ın kendi şehirleri dışında diğerlerine de bü­yük yardımlarda bulunmaları mamur bir Lykia’nın doğmasına ve bu dönemin kalıntılarının günümüze kadar ulaşmasına sebep teşkil eder. Gerçi M.S. 141 yılında büyük bir deprem, Lykia’yı büyük ölçüde tahrip etmiştir. Ama sözü edilen zenginlerin ve Roma imparatorlarının bazılarının yardım elleri, bu felâketin yaralarının çabuk sarılmasına yetmiştir.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial"> M.S. III. yüzyıl her ne kadar zenginliğin ve gelişmenin devam ettiği bir dönem ise de, 5 Ağustos 240′daki büyük zelzele ve arkasından yeniden korsanların türemesi, idarenin yavaş yavaş acze düşmesi, Lykia şehirlerinden bazılarının yavaş yavaş sönmeye başlamasının sebebidir. Pagan-Hıristiyan çekişmesi, giderek Hıristiyanlığın bölgede yayılması, belirli merkezlerin durumlarında değişiklikler meydana getirmiştir. Özellikle Myra, erken Hıristiyanlık döneminden itibaren bölgenin metropolisi durumunu kazanmıştır.</span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">MS. IV. &#8211; VI. yüzyıllar, kilise kayıtları dışında bölge tarihi ile ilgili bilgi bulunmayan dönemlerdir. VII. yüzyıldan itibaren başlayan Arap akınları ise, Lykia şehirlerinin tümünün köy hüviyetine dönüşmeye başladığı zaman olmaktadır. </span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial"> * <em><span style="FONT-FAMILY: Arial">Araştırma : Cevdet BAYBURTLUOĞLU (Likya Tarihi)</span></em></span></p>
<p style="TEXT-JUSTIFY: inter-ideograph; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 10.5pt; FONT-FAMILY: Arial">   <em><span style="FONT-FAMILY: Arial">Kaynak : Ahmet GÜNDAY ( Dünden Bugüne Fethiye )</span></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2&amp;p=29</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fethiye Güzellemesi</title>
		<link>http://www.altancelik.com/blog/?p=24</link>
		<comments>http://www.altancelik.com/blog/?p=24#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 16:22:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fethiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[günlüklü]]></category>
		<category><![CDATA[ışık ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[katrancı]]></category>
		<category><![CDATA[Lykia]]></category>
		<category><![CDATA[telmessos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.altancelik.com/blog/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[
                                                                                                Prof. Dr. Şadan GÖKOVALI*
            Hey Hey… Güneyde denizlerin en namlısı Akdeniz, kuzeyde dağların en şanlısı Toroslar. Torosların dumanlı doruklarında da, Akdenizin mavi sularında da ağartılar. Acaba Torosların karları mı Akdeniz’e dökülmüş, yoksa Akdeniz’in ak köpükleri mi Toroslara çıkmış. Galiba Akdeniz’in, nice deniz kurduna ölümü hatırlatmış olan heybetli dalgaları Torosların yücelerinde patlamış. Bu dalgalar olanca güçleriyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;" align="center"><strong></strong></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                                                                                                <span style="text-decoration: underline;">Prof. Dr. Şadan GÖKOVALI*</span></span></strong></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">            Hey Hey… Güneyde denizlerin en namlısı Akdeniz, kuzeyde dağların en şanlısı Toroslar. Torosların dumanlı doruklarında da, Akdenizin mavi sularında da ağartılar. Acaba Torosların karları mı Akdeniz’e dökülmüş, yoksa Akdeniz’in ak köpükleri mi Toroslara çıkmış. Galiba Akdeniz’in, nice deniz kurduna ölümü hatırlatmış olan heybetli dalgaları Torosların yücelerinde patlamış. Bu dalgalar olanca güçleriyle Anadolu kıyılarına vurdukça, sayısız koylar, adalar, burunlar, uçsuz bucaksız kumsallar meydana getirmiş. Akdeniz’in kışın soba, yazın vantilatör aratmayan yumuşak ikliminde yılın sekiz ayı denize girerken Torosların boz dumanlı dağlarını görebilirsiniz.</span></p>
<p><span id="more-24"></span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">              Binlerce yıldır insanlar buraların “dünyanın en yaşanılası” bölgesi olduğunu bildikleri için, tarihin en parlak kültür ve uygarlıklarını burada yeşertmişler. Üstelik beşbin yıldır Fethiye &#8211; Antalya arasına “LİKYA” diyorlar. Özbe öz Anadolulu olan bu ad, “IŞIK SOYLU” demek, “IŞIK ÜLKESİ” demek. Güzel Sanatlar ve güneş tanrısı Apollon da burada doğmuş. Işıktan, güneşten bir şey gizlenebilir mi? İşte bu yüzden, en eski çağlardan beri Telmessos’un ( Fethiye’nin ) kahinleri ünlüdür. Telmessos’lu kahinler, koskoca bir zeytin ağacında kaç meyve olduğunu saymadan bilirlermiş. Yine onlar, en ünlü komutan ve kralların gelecekleri hakkında çok önceden haber vermişler.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">              Sözgelimi, Lidya Kralı Kroisos’ un başına gelecekleri önceden bilmişler. Açın “Tarihin Babası” Herodotos’un 1. kitabı Klio’yu, okuyun 78. maddeyi.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">               <em><span style="font-family: Arial;">“Sart ( Sardes ) çevresinde yılanlar çoğalmıştı. Atlar otlakları bırakarak, yılanları yemek üzere Sart çevresinde koşmaya başladılar. Kroisos bunu bir mucize saydı ve ne anlama geldiğini yorumlatmak için Telmessos’lu kahinlere elçiler yolladı.</span></em></span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><em><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                Kahinler yılanın “toprağın yavrusu”, atın da “savaşçı” olduğunu, dolayısıyla, yabancı orduların Lidya ülkesine saldırıp, yerli halkı perişan edeceğini söylediler. Ne yazık ki, elçiler Sart!a varıp kahinlerin sözlerini Kroisos’a aktarmaya fırsat bulamadılar. Çünkü daha onlar yolda iken, Pers kuvvetleri Sart’ı kuşatmış, Kroisos’u tutsak almışlardı.”</span></em></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                Bodrum’lu Herodotos, Telmessos kahinlerinin, Sart’ın düşmemesi için önceden uyarıda bulunduklarını da, aynı kitabın 84. fıkrasında şöyle anlatır:</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                 <em><span style="font-family: Arial;">“…Telmessos’lu kahinlerin öğüdü üzerine, Lidya’nın eski kralı Meles, bir aslanı Sart surlarında dolaştırmıştı. Ancak surların çok sarp olan bir yerinde aslanın dolaştırılmasına gerek duyulmamıştı. Pers orduları, aslanın gezdirilemediği yerden girerek Sart’ı aldılar.”</span></em></span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                 Bereketli Likya &#8211; ki “lise” ve “lüks” sözleri de buradan gelmedir &#8211; , topraklarına çağlar boyunca sayısız saldırılar olmuştur. Bu saldırıların çoğuna Likyalılar yiğitçe karşı koymuşlardır. Homeros, İsa’dan 13 yüzyıl önce olan Troya savaşlarında Likyalıların nasıl kahramanca dövüştüklerini uzun uzun anlatır. Heredotos da Kshantos’luların Perslere karşı insanüstü güçle dövüştüklerini; yenileceklerini anladıkları zaman karılarını, çocuklarını ve mallarını ateşe verip, korkunç yeminler ederek düşmana saldırdıklarını, sonunda hepsinin öldüklerini çok duygulu sözlerle anlatır.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                 Nice savaş geçiren Telmessos’lular Büyük İskender’e savaşmadan teslim olmuşlar, 30 küçük kent de onları izlemişti. Prens Perikles, Telmessos’u Likya’ya bağladıktan kısa süre sonra Anadolu’ya gelen Büyük İskender, Nearkhos’u satrap olarak Likya’da bırakmıştı. O zamanlar Telmessos, Nearkhos’un eski dostu Antipatrides’in yönetiminde idi. Nearkhos, müzikçileriyle birlikte Telmessos’a ( Fethiye’ye ) sözde dostluk ziyareti yaptı. Oysa, müzik aletlerinin içinde silahlar gizliydi. Müzikçiler kaleye girdikten sonra silahlarını çekerek kenti ele geçirdiler. Ama Nearkhos ettiğini buldu, kendisinin deniz seferinde bulunduğu bir sıra, Frigya satrabı Antigonus Fethiye ve dolaylarını kendi sınırlarına kattı.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                  Bugünkü Fethiye’nin yerinde bulunan Telmessos, Karia’yı Pamfilya’ya bağlayan yol üzerinde idi. Bugün Fethiye ilçesi sınırları içinde yirmiden çok antik kent vardır. İlçenin dağlarından, üçbin yıllık kaya mezarları ova ve denizi gözetlemekte, ilçenin sokaklarında, yine aynı yaşta lahitler dolaşmaktadır. Fethiyeliler modern binalar kurar, caddeleri yaparken, bu yaşayan tarihlere hiç zarar vermemişlerdir.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                  Ya doğal güzellikler?</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                  Ünlü turizm uzmanı Profesör Baade’nin “Yeryüzü cenneti… El değmemiş bakire!” dediği Fethiye, doğal güzellikler bakımından da eşi bulunmaz bir yerdir.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                  Hangisini anlatalım? Fethiye’ nin uzunluğu 150 kilometreye varan plajlarını mı? Bu kumsalları, plaj şemsiyeleri gibi gölgeleyip süsleyen çam ve günlük ağaçlarını mı? Fethiye Körfezi ( Glaukos ) ni bir düş ülkesine çeviren 14 adayı mı?</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                  Katrancık’ı ( Çamlık ) görüp “Burası dünyanın en güzel plajı!” der; Çalış, Boncuklu, Belceğiz ( Ölüdeniz ) ve Kumluova’yı görünce sözünüzü geri alırsınız. Hele bir şafak ya da gurup zamanı Şövalye adasında bulunun; nice doğal güzellik tutkunu gibi siz de, ömrünüzün geri kalan kısmını Fethiye de geçirmek istersiniz. Hele Fethiyelilerin insanlık ve konukseverliklerini gördükten sonra, “Fethiye karasevdalısı” olup çıkmanız işten bile değildir.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                    Buraları gördükten sonra, Fethiye için söylenen “Akdeniz’in incisi” sözünü beğenmez olur, “inci Fethiye’den güzel miymiş? Varsınlar inciye &lt;Denizin Fethiye’si&gt; desinler” dersiniz. Fethiye için “Türk Riviyerası” denmesini de doğru bulmaz; Riviyera Fethiye’den güzel miymiş? Varsın Fransızlar Riviyeralarına &lt;Fransız Fethiye’si&gt; desinler” demekten kendinizi alamazsınız.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">                     İşte size bir fırsat: 29 &#8211; 31 Temmuz tarihlerinde Fethiye’de Akdeniz Şenlikleri var. Gidin ve bol bol gezin. İnanıyoruz ki; anlatmaya çalıştıklarımızdan daha ilginç ve güzel yerler keşfedeceksiniz…</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"> </span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">* Prof. Dr. Şadan Gökovalı :</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Halıkarnas Balıkçısı ( Cevat Şakir Kabaağaçlı )’nın <strong><span style="font-family: Arial;">manevi oğlu</span></strong> olarak eserlerini ölümünden sonra yayımlayan, tüm kitaplarına önsöz yazan, Balıkçı’nın manevi mirasını yaşatan kişi olarak tanınmıştır. Turizm alanında Türkiye’de <strong><span style="font-family: Arial;">kültür turları</span></strong>nın başlatıcıları arasında yer alır.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;"><a title="1939" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1939"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">1939</span></a>’da <a title="Muğla" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Muğla"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">Muğla</span></a>’nın <a title="Gökova" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gökova"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">Gökova</span></a> beldesinde doğdu. İzmir İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Turizm üzerine yüksek lisans ve doktora yaptı; İletişim Bilimleri dalında doçent oldu. <a title="TRT" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TRT"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">TRT</span></a> ve bazı yayın organlarında muhabir ve yapımcı olarak çalıştı. <a title="1980" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1980"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">1980</span></a>’den sonra <a title="Ege Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ege_Üniversitesi"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">Ege Üniversitesi</span></a> Basın Yayın Yüksek Okulu ile <a title="Dokuz Eylül Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dokuz_Eylül_Üniversitesi"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">Dokuz Eylül Üniversitesi</span></a> Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. <a title="1993" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1993"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">1993</span></a>’te <a title="Ege Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ege_Üniversitesi"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">Ege Üniversitesi</span></a> <a title="Çeşme Meslek Yüksek Okulu" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%87e%C5%9Fme_Meslek_Y%C3%BCksek_Okulu&amp;action=edit"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">Çeşme Meslek Yüksek Okulu</span></a>’nda öğretim görevlisi ve idareci olarak hizmet vermeye başladı. Halen Yaşar Üniversitesi, Turizm Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.</span></p>
<p style="text-justify: inter-ideograph; text-align: justify;"><span style="font-size: 10.5pt; font-family: Arial;">Çoğu <a title="Türkiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye"><span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;">Türkiye</span></a>’nin turistik yerleri hakkında olmak üzere yirmiden fazla kitabı çeşitli dillerde yayımlandı.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.altancelik.com/blog/?feed=rss2&amp;p=24</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
