Farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Ayıpsız,
Aşikare,
Yağmur misali?
İçin kan ağlarken yüzün güler
Dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?
Güzel konuşma; yerine, zamanına, kişisine uygun olarak yapılan konuşmadır. Neyi, nerede, ne zaman, kime nasıl söyleyeceğini bilen bir kişinin güzel konuşmayla ilgili önemli bir problemi yok demektir. Hazırlıklı veya hazırlıksız herhangi bir sözlü anlatımın güzel ve etkili olması, konuşma yanlışları yapılmamasına bağlıdır. Şu hâlde, güzel konuşmayı içinde konuşma yanlışlarının olmadığı sözlü anlatım şeklinde tanımlamak da mümkündür.
KONUŞMA YANLIŞLARI
Konuşma yanlışları çevreye, eğitime, dilin kurallarını bilme seviyesine, alışkanlıklara ve kişiye göre değişmekle birlikte bunları;
1. Alışkanlıklardan kaynaklanan davranışla ilgili konuşma yanlışları,
2. Söyleyiş tarzıyla ilgili konuşma yanlışları,
3. Konuşma kurallarını bilmemekten kaynaklanan konuşma yanlışları, olmak üzere üç başlık altında toplayabiliriz.
Anasır—ı Erbaa ’’dört öğe’’, ’’dört element’’ demek. Biz ona ’’Dört Güzeller’’ dedik. Hani hepimizin bildiği toprak, su hava ve ateş… (Terra, aqau, aer, ignis)… Yerkürenin galaksideki oluşumunu sağlayan dört unsur bunlar. Kimyada bir bütün veya bir yalını oluşturan şeylerden her biri. Bilim ilerledikçe dört elementin sayısı her gün birkaç tane daha artıyor ve periyodik cetvelin listesi gittikçe uzuyor. Şimdilik bu sayı 121 olarak biliniyor. Ve biz artık elmasın bir tek elementten oluştuğunu, sofra tuzunun iki, şekerin üç element bileşimi olduğunu, cep telefonunun kırk element içerdiğini, insanın otuz elementten yaratıldığını acı gerçekler olarak biliyoruz. Dört element ise insanların hayatı yaşarken bir an olsun farkına varmadıkları bir detay gibi duruyor artık. Yine de, ne zaman bir kum tanesinde dünyayı görsek, ne zaman bir nisan yağmurunda ıslansak, ne zaman güzel bir müzik veya hoş bir koku duysak, ne vakit bir ocağın çıtırtısında hayallere dalsak, değil dünyayı, cenneti görmüş gibi oluyoruz. Bize o duyguyu veren işte o önemsemediğimiz dört öğedir. Gözünüz ister gökyüzüne ve yıldızlara, ister okyanusa veya yağmura, ister bir yangına veya ışığa, isterse bir ağaca veya mezara bakıyor olsun… Anasır her yerde bizi kuşatıyor, sarıp sarmalıyor. Şefkatli bir anne gibi… Bu kitabın içinde ’’Dört Güzeller’’in kültür ve medeniyet boyutuyla tanışacaksınız.
————————————————————————————
NoT : Nargileyi Adabı ile içtiğini düşünenlere, Dört Güzeller kitabından bir şiir… Daha fazlası kitapta… içtiğimiz suyu; soluduğumuz havayı; üzerine bastığımız, çiğneyip geçtiğimiz toprağı; bizi ısıtan ateşi daha iyi anlamak için kesinlikle okumanız gereken bir kitap…
üstadı suyu fokurdatırken
Hayy! Hayy!
her verişte dumanı
Huu! Huu! vezninde üfler
ziyadesi israf
hem de ziyandır
tavşan kanı iki yudumluk
ehdillerle irfan avlarsın bir nefeslik
söze keyif verir
akla ziyan
bitlis tütünü dolma
tömbekilerde gül yaprağı sarma
billur suda naneside olacak amma
gövdesi şişe
kömürü meşe
mekanı köşe
ortamı neşe
tutmacı maşa
görmemişlere de olur belki
sıhhat ile şifa
Nargileyi yine çar unsuru tevhid edelim
İsm-i Hayy’la çekelim Hu diyerek üfleyelim
Meçhul Tiryaki
2009 falı…
Takunya burcu:
Sosyal demokrat kovalarla anlaşamaz. Dönek burcu insanını sever. Yakın çevresinin koyun burcundan olmasına özen gösterir. Yükselen burçtur. Uçar yani… “Astrolog uçmaz, mürit uçurur” lafı, bunlardan çıkmıştır. Uğurlu günü cuma, uğurlu sayısı çalınan sandık sayısı… 2008′de Jüpiter’in etkisi altına girdiler, 2009′da Uranüs’ün teğet geçmesi için dua edecekler. Aşk hayatları, Noel Baba’nın yılbaşında getireceği IMF viagrasına bağlı.
*
Liboş burcu:
Burç tutmazlar. Bi bakarsın laik burcundan, bi bakarsın takunya burcundan… İşlerine hangi burç geliyorsa, o burçtan olurlar. Postal burcunu bile yalamışlıkları vardır. 2009 gelmiş, 2229 gelmiş, onlar için fark etmez; daima pozitif bir yapıya sahiptirler. Suratlarına tükür… Yarabbi şükür, bahar yağmurları başladı, diye sevinirler. Yeni yılda hangi burcun maskesini takacakları, Brüksel rasathanesinden gelecek verilere bağlı.
Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,
Bırakın Paris’te ılık rüzgarlarla
Taratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler,
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,
Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,
Hababam erteledik,
20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize,
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek
İmkanına kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda
Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip te sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış, , , ,
Erel BLEDA

Bu çalışma her cümlesi, dünyanın en zengin arşiv hazinesine sahip olan ve yerli yabancı bütün tarihçiler tarafından “Osmanlı belgeleri bütünüyle incelenmeden değil Türk tarihi, dünyanın hiç bir devletinin tarihi tam ve doğru yazılamaz” dedikleri Osmanlı Arşiv belgelerine dayalı olacaktır. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri katalog içerisinde yer alan Sadaret dairesi, Yıldız evrakı, Meclis-i Vükela mazbataları, Dahiliye nezareti, Hariciye nezareti, Şifre kalemi gibi pek çok fonlarda tasnif edilmiş binlerce belgeler arasından seçilen, konumuzla ilgili birinci el kaynak belgeler tek tek verilecektir. Amacımız söylencelerden ve kuru iddialardan oluşan sıradan bir kitap hazırlamak değil, Osmanlı Arşivlerinde yıllar yılı süren çalışmalarımızın birikiminden oluşan sağlam ve birinci el belgelere dayalı kaynak bir eser vücuda getirmektir.
Ömer Karayumak
1957 Fethiye Depremi – Servet YANATMA
Tarih Vakfı internet sitesinden alınan bu makale Toplumsal Tarih Dergisi Üniversite Öğrencileri Tarih Yarışması’ndan ikincilik ödülü almıştır.
Giriş : Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında geçiş sahası görüntüsündeki Muğla’nın en önemli yerleşim merkezlerinden biri Fethiye’dir. İlçenin, merkeze bağlı 21, Eşen bucağına bağlı 15, Kemer bucağına bağlı 25, Üzümlü bucağına bağlı 8 ve Seki bucağına bağlı 10 köy olmak üzere, toplam 79 köyü vardır.1 1955 nüfus sayımına göre, Fethiye ilçe merkezinde 5.665, köy ve bucak merkezlerinde ise toplam 53.997 kişi yaşamaktaydı.
“Aslan Uçtu” diye söylenir methi;
Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi,
Kahrolur darbenle elbet her zaman,
Olursa bakış yan ve maksat eğri;
Bak; FETHİYE oldu sayende Meğri,
Kartalım ! Gölgende hürdür bu vatan.
Behçet Kemal ÇAĞLAR
İnsanlık tarihinin yeni ve önemli bir sayfasını oluşturan havacılığın makinalaşma ve uçak üretimine geçildiği dönemlerinde her ülkede olduğu gibi Türkiye’ de de bu konuya karşı büyük bir ilgi oluşmuştur. Havacılık sektörünün ve uçak sanayiinin hızlı gelişiminin yanında uçağın etkin bir savaş aracı olarak dünya ordularında yer alması, Türk ordusunun da bu önemli ve güçlü silahı elde etmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu amaçla; uçak alınmasına ve bu uçağı kullanabilecek personel yetiştirilmesine karar verilmişti. Dönemin Harbiye ve Bahriye Nezâretlerinin yani bugünkü anlamda Milli Savunma Bakanlığı ile Deniz Kuvvetlerinin yayınlamış olduğu bildirilerle yaptığı havacılığa davet bildirisi bir çok gönüllü ve istekli gencin katılımını sağlamıştır. Bu çağrıya gönüllü olarak koşanlardan birisi de Mehmet Fethi Bey’ dir. Havacılığın temellerinin atılması için eğitim amacıyla ilk etapta Avrupa’ ya gönüllülerden seçilerek gönderilenler olmuştur. Fethi Bey’ de Deniz Kuvvetlerinin Makina sınıfından havacı olması amacıyla seçilen ve Avrupa’ ya eğitime gönderilen ilk grup havacılarındandır.
Lykia bölgesinin, tarihini, son on yıldır yapılan kazıların sonuçlarından da yararlanarak kısaca özetlemekte yarar vardır. II. binde adına Doğu kaynaklarında Luqqa, Luqqu veya Rwka şeklinde rastladığımız Lykia’lıların, bu dönemlerini yansıtacak arkeolojik bulgulara sahip değiliz. Bununla beraber 1960′lardan bu yana devam eden Karataş-Semayük kazıları, doğrudan doğruya Lykia’ lılarla ilgili olmasa bile, hiç değilse bölgenin III. binden itibaren iskân edildiğini ortaya koyan önemli sonuçlar vermiştir. Bölgenin batısındaki bir başka merkez olan Tlos’ta, tesadüfen bulunan II. bin baltası, hiç değilse bölgede kesintisiz bir iskanın bölgesi olarak yorumlanabilir.
Batı kaynaklarında, Lykia veya Lykia’lılardan ilk kez Troia savaşları dolayısıyla bahis bulmaktayız. Troia’lıların yanında kahramanca çarpışan ve Sarpedon’ un yönetimine giren Lykia’lılardan sitayişkâr şekilde bahseden Homeros, bu arada ilk kez bir şehir adını, Xanthos’u da Troia savaşları sırasında tanımamıza neden olmaktadır. Yine Homeros’tan Lykia’lıların Solymos’lılardan farklı bir kavim olduklarını da öğreniyoruz.
Prof. Dr. Şadan GÖKOVALI*
Hey Hey… Güneyde denizlerin en namlısı Akdeniz, kuzeyde dağların en şanlısı Toroslar. Torosların dumanlı doruklarında da, Akdenizin mavi sularında da ağartılar. Acaba Torosların karları mı Akdeniz’e dökülmüş, yoksa Akdeniz’in ak köpükleri mi Toroslara çıkmış. Galiba Akdeniz’in, nice deniz kurduna ölümü hatırlatmış olan heybetli dalgaları Torosların yücelerinde patlamış. Bu dalgalar olanca güçleriyle Anadolu kıyılarına vurdukça, sayısız koylar, adalar, burunlar, uçsuz bucaksız kumsallar meydana getirmiş. Akdeniz’in kışın soba, yazın vantilatör aratmayan yumuşak ikliminde yılın sekiz ayı denize girerken Torosların boz dumanlı dağlarını görebilirsiniz.
Profesyonel Turist Rehberi olarak gezip gördüklerimi, bir bilgi meraklısı olarak okuduklarımı, çektiğim fotoğrafları, teknolojik yenilikleri, kısacası hayata dair birçok güzelliği bu sayfalarda bulacaksınız.